google.com, pub-5303076494350963, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-5303076494350963, DIRECT, f08c47fec0942fa0 birsorubiryanıt

İSTEDİĞİNE BURADAN DA ULAŞABİLİRSİN!..

birsorubiryanıt / ARADIĞINIZDAN FAZLASI

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Çocuk Eğitiminde Ödül–Ceza Dengesi ve Sağlıklı Ebeveynlik - Kamil Baki

Çocuk eğitimi, sevgi ile disiplinin dengeli biçimde yürütülmesini gerektirir. Ne sadece ödül odaklı bir yaklaşım ne de sürekli ceza üzerine kurulu bir sistem sağlıklı sonuç verir. 

Asıl mesele, çocuğun davranışlarının sonuçlarını anlayabildiği, sınırların net ama sevginin de güçlü hissedildiği bir denge kurmaktır.


1. Ödül–Ceza Dengesi 

Ödül ve ceza, birer araçtır; amaç ise çocuğun iç disiplin geliştirmesidir.

* Ödül, doğru davranışı pekiştirir.

* Ceza, yanlış davranışın sonucunu gösterir.


Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta:

* Ödülün rüşvete dönüşmemesi

* Cezanın korkuya dayanmaması


Sürekli ödül alan çocuk, zamanla “Ödül yoksa davranış da yok.” anlayışına kayabilir.

Sürekli ceza gören çocuk ise kaygılı, içine kapanık ya da isyankâr olabilir.

Doğru yaklaşım:

Davranışın doğal sonuçlarını çocuğa göstermek ve açıklamak.


2. Aşırı Sevgi ve İlginin Görünmeyen Zararları

Sevgi, çocuğun en temel ihtiyacıdır. 

Ancak ölçüsüz olduğunda:

* Çocuk sınır tanımaz

* Sabırsız ve tahammülsüz olabilir

* Her isteğinin karşılanmasını bekler

* “Hayır!” kelimesine karşı direnç geliştirir


Aşırı ilgi, çocuğun kendi başına problem çözme becerisini zayıflatır.

Bu durum ilerleyen yaşlarda bağımlı ve kararsız bir kişilik oluşmasına yol açabilir.


sevgi ve sınır = sağlıklı gelişim


3. Ölçüsüz Alışveriş ve Gereksiz Harcamalar

Çocuğa sürekli oyuncak, kıyafet ya da teknolojik ürün almak:

* Değer duygusunu zedeler

* Sahip olduklarının kıymetini bilmemesine yol açar

* Tüketim odaklı bir karakter oluşturur


“İstedim ve oldu” alışkanlığı, ileride sabırsızlık ve doyumsuzluk doğurur.


Alternatif yaklaşım:

* İhtiyaç ile istek arasındaki fark öğretilmeli

* Harçlık ve bütçe bilinci kazandırılmalı

* Beklemeyi öğrenmesine fırsat verilmeli


4. Disiplinde Denge 

Disiplin, baskı değil rehberliktir.


Sağlıklı disiplin için:

* Kurallar net ve anlaşılır olmalı

* Tutarlılık sağlanmalı

* Anne ve baba aynı çizgide olmalı

* Ceza yerine “sonuç odaklı yaklaşım” tercih edilmeli


Örneğin:

* Oyuncaklarını toplamayan çocuk, bir süre o oyuncaklara erişememeli

    Bu bir ceza değil, davranışın doğal sonucudur.


5. Ebeveyn ve Çocuk İlişkisi 


İdeal ilişki:

* Sevgi dolu ama sınırları olan

* Dinleyen ama yönlendiren

* Destekleyen ama bağımlı kılmayan


Çocuk şunu hissetmelidir:

“Seviliyorum ama her istediğim yapılmak zorunda değil.”


Ebeveynin rolü:

* Sadece ihtiyaçları karşılamak değil

* Aynı zamanda hayata hazırlamaktır


6. Yaşa Göre Ebeveyn Davranışları


0–6 Yaş:

* Sevgi ve güven temeli oluşturulur

* Basit ve net kurallar konulmalı

* Davranışlar model olunarak öğretilmeli


6–12 Yaş:

* Sorumluluk duygusu kazandırılmalı

* Küçük görevler verilmeli

* Ödül–ceza dengesi daha bilinçli uygulanmalı


12+ Yaş (Ergenlik):

 *Daha fazla iletişim ve anlayış gerekir

* Katı kurallar yerine müzakere ön planda olmalı

* Saygı ve güven ilişkisi güçlendirilmeli


Asıl olan:

Çocuk eğitimi, “çok vermek” değil, "doğru zamanda doğru olanı vermek"tir.


* Aşırı ödül → bağımlılık

* Aşırı ceza → korku

* Aşırı ilgi → sınırsızlık


En sağlıklı yol:

Sevgiyle kurulan, sınırlarla korunan bir denge


Bu dengeyi kurabilen ebeveynler, sadece iyi çocuklar değil, hayata hazır bireyler yetiştirir.


Kamil Baki

Eğitimci Yazar

Anne ve Babanın Çocuklar Üzerindeki Rol Model Etkisi - Kamil Baki

Bir çocuğun dünyayı algılama biçimi, büyük ölçüde anne ve babasının davranışlarıyla şekillenir. Çocuklar yalnızca söylenenleri değil, daha çok gördüklerini öğrenirler. Bu nedenle anne ve babalar, farkında olsalar da olmasalar da çocukları için ilk ve en güçlü rol modellerdir.

Çocuk, hayatın ilk yıllarından itibaren ebeveynlerini dikkatle gözlemler. Nasıl konuşulduğunu, nasıl tepki verildiğini, sorunlarla nasıl başa çıkıldığını ve hatta mutluluğun nasıl yaşandığını anne ve babasından öğrenir. Örneğin sabırlı, anlayışlı ve saygılı bir ebeveyn, çocuğuna bu değerleri doğal bir şekilde kazandırırken; öfkesini kontrol edemeyen ya da tutarsız davranan bir ebeveyn de aynı şekilde olumsuz bir örnek oluşturabilir.

Ebeveynlerin tutarlılığı da rol model olma sürecinde büyük önem taşır. Çocuğa “yalan söyleme” denilip, ebeveynin günlük hayatta küçük yalanlar söylemesi, çocukta kafa karışıklığı yaratır. Bu durum zamanla çocuğun davranışlarında çelişkilere neden olabilir. Çünkü çocuk için doğru olan, söylenen değil, yapılan davranıştır.

Ayrıca anne ve babanın hayata bakış açısı, çocuğun özgüvenini ve hedeflerini doğrudan etkiler. Sürekli eleştiren, kıyaslayan ya da başarısızlığa odaklanan bir yaklaşım, çocuğun kendine olan inancını zayıflatabilir. Buna karşılık destekleyici, cesaretlendiren ve emeği takdir eden bir yaklaşım, çocuğun kendine güvenen bireyler olarak yetişmesine katkı sağlar.

Teknoloji çağında büyüyen çocuklar için rol model sadece ebeveynler değildir; ancak anne ve baba hâlâ en etkili rehberdir. Çünkü çocuk, dış dünyadan gelen etkileri ebeveyninin süzgecinden geçirerek anlamlandırır. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli davranması, yalnızca kendi çocukları için değil, toplumun geleceği için de büyük önem taşır.

Sonuç olarak, anne ve baba olmak sadece çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak değil; aynı zamanda ona nasıl bir insan olunacağını göstermektir. Çocuklar, nasihatlerden çok örneklerle büyür. Bu yüzden ebeveynlerin attığı her adım, söylediği her söz ve sergilediği her davranış, çocuğun karakterinin bir parçası haline gelir.

Anne Babalar Çocuk Eğitiminde Çocuğun Başarısına mı Yoksa Çocuğun Mutluluğuna mı Kendilerini Endekslemeli? - Kamil Baki

Anne babalar kendilerini sadece başarıya da sadece mutluluğa da endekslememeli. Esas hedef, sağlıklı, kendini tanıyan ve iç motivasyonu olan bir çocuk yetiştirmek olmalı. Çünkü bu üçü varsa hem başarı hem mutluluk zaten gelir.


Biraz
açalım:


1. Sadece başarı odaklı olmanın riski


Çocuk sürekli “Başarılı olursam değerliyim.” mesajını alır.


Bu da:


·             Kaygı, stres ve tükenmişlik
·             Hata yapma korkusu
·             Başarısızlıkta özgüven çöküşü
gibi sonuçlara yol açabilir.


Kısa vadede başarı gelir ama uzun vadede iç huzur zayıflar.
 
2. Sadece mutluluk odaklı olmanın riski


“Yeter ki mutlu olsun.” yaklaşımı sınır ve disiplin eksikliğine dönüşürse:


·             Sorumluluk almama
·             Zorluklardan kaçma
·             Emek vermeden sonuç bekleme
gibi durumlar ortaya çıkabilir.


Bu da gerçek hayatta ciddi uyum sorunlarına yol açar.


3. Sağlıklı denge nasıl kurulur?


En doğru yaklaşım şudur:


Mutluluğu temel, başarıyı süreç olarak görmek.


Yani:
·             Çocuk kendini güvende ve değerli hissedecek (mutluluk zemini)
·             Ama aynı zamanda emek vermeyi, sabretmeyi, hedef koymayı öğrenecek (başarı süreci)
 
4. Pratikte anne baba ne yapmalı?


Yapılması gerekenler:


·             Çabayı öv, sonucu değil
·             Hata yapmasına izin ver
·             Karşılaştırma yapma
·             İlgi ve yeteneğini keşfetmesine destek ol
·             Şartsız sevgi hissettir
 
Yapılmaması gerekenler:


·             “Sen kaçıncı oldun?” merkezli yaklaşım
·             Başarıyı sevgiyle ilişkilendirmek
·             Aşırı korumacılık
·             Sürekli
müdahale


 5. En kritik cümle


Çocuk şunu hissetmeli:


    “Başarılı olsam da olmasam da değerliyim. Ama elimden gelenin en iyisini yapmalıyım.”
    Bu denge kurulduğunda:


·             Mutlu çocuk → iç motivasyon geliştirir
·             İç motivasyon → doğal başarı getirir
 
                                                                                                                                             Kamil Baki
                                                                                                                                            EğitimciYazar


Üniversite Sınavına Hazırlıkta Süreç Yönetimi - Kamil Baki

 Üniversite sınavı sadece bilgi ölçen basit bir sistem değil; aynı zamanda sabır, disiplin ve doğru süreç yönetiminin sınandığı uzun bir yolculuktur. Bu süreçte başarıyı belirleyen en önemli faktörlerden biri, “nasıl çalıştığın” kadar “süreci nasıl yönettiğin”dir.

Öğrenci Açısından

Yapılması Gerekenler

Planlı ve sürdürülebilir çalışma: Günlük hedefler küçük ama net olmalı.

Eksik odaklı ilerleme: Sadece soru çözmek değil, yanlışların nedenleri bulunmaya çalışılmalı.

Deneme analizi: Deneme çözmek kadar analiz yapmanın da önemli olduğu bilinmeli.

Rutin oluşturmak: Her gün belirli saatlerde çalışmak zihni disipline edeceği unutulmamalı.

Gerçek sınav provası yapmak: Süre tutarak ve sınav ciddiyetinde deneme çözmenin önemi göz önünde bulundurulmalı.

Yapılmaması Gerekenler

Başkalarıyla kıyas yapmak: Her öğrencinin süreci farklıdır.

Plansız yoğun çalışma: Çok çalışmak değil, doğru çalışmak önemli.

Sadece konu bitirmeye odaklanmak: Öğrenmeden ilerlemek zaman kaybıdır.

Motivasyon düştüğünde tamamen bırakmak: Düşüşler sürecin parçasıdır.

Veli Açısından

Yapılması Gerekenler

Destekleyici olmak: Baskı değil, güven vermek.

Süreci anlamak: Sınavın zorluklarını ve psikolojik boyutunu kabul etmek.

Düzenli iletişim kurmak: Yargılamadan dinlemek.

Gerçekçi beklenti: Öğrencinin kapasitesine uygun hedefler koymak.

Yapılmaması Gerekenler

Sürekli sonuç sormak: “Kaç net yaptın gibi yaklaşımlar” baskı oluşturur.

Başkalarıyla kıyaslamak: Motivasyonu düşürür.

Aşırı kontrol etmek: Öğrencinin sorumluluk almasını engeller.

Sadece başarıya odaklanmak: Süreci görmezden gelmek hatadır.

Hedefler

Kısa vadeli hedefler: Günlük ve haftalık kazanımlar

Orta vadeli hedefler: Deneme netlerinin artışı

Uzun vadeli hedef: İstenilen bölümü kazanmak

Unutulmamalıdır ki hedefler esnek olmalı, süreç içinde güncellenebilimelidir.

Gerçekler

Gerçek sınav, denemelerden daha stresli ve farklıdır.

Her gün aynı performans gösterilemez.

Motivasyon her zaman yüksek olmaz.

Başarı bir anda değil, birikimle gelir.

Dinlenmek de çalışmanın bir parçasıdır.

Sonuç:

Üniversite sınavına hazırlık bir sprint değil, maratondur. Bu maratonda önemli olan sadece hız değil; denge, istikrar ve doğru yöndür. 

Öğrenci kendi sorumluluğunu almalı, veli ise bu yolculukta bir “baskı unsuru” değil, bir “destek noktası” olmalıdır.

Unutmayın:

Doğru yönetilen bir süreç, hedefe ulaşmanın yarısıdır.

Kamil Baki

Eğitimci Yazar

Askerliği, Meslek Olarak Seçmeyi Düşünmeyen Bir Öğrenci MSÜ'ye Girmeli mi? - Kamil Baki

 12. sınıf öğrencisi olup askerliği düşünmeyen birçok adayın aklında aynı soru var: 

“MSÜ’ye girmeli miyim?” 

Cevap kısa: Evet, kesinlikle girmelisin. Ama neden? 

İsterseniz bunu net ve gerçekçi şekilde açalım.


MSÜ: Bir “Prova Sahnesi” 

MSÜ sınavı, sadece askeri okul hedefleyenler için değil, aslında tüm 12. sınıf öğrencileri için çok değerli bir fırsattır. Çünkü bu sınav, öğrenciye gerçek TYT atmosferini bire bir yaşatır.

Deneme sınavlarında, her ne kadar ciddi olsa da, içten içe “Bu sadece deneme” rahatlığı vardır. Oysa MSÜ’de:

Gerçek sınav stresi yaşanır

Süre yönetimi ciddileşir

Dikkat hatalarının bedeli hissedilir


Bu yüzden MSÜ, adeta TYT’nin bir ön provasıdır.


MSÜ Soruları, TYT’ye Çok Yakın

MSÜ’nün en önemli avantajlarından biri de soru tarzıdır.

Türkçe soruları TYT ile neredeyse aynı mantıktadır

Matematikte işlemden çok yorum ve hız öne çıkar

Fen ve sosyalde temel bilgi + yorum dengesi vardır


Başka bir söyleyişle MSÜ’ye hazırlanmak aslında dolaylı olarak TYT’ye hazırlanmak demektir.


Gerçek Sınav ve Deneme Sınavı

Burada kritik bir fark var ve çoğu öğrenci bunu hafife alır:

Gerçek sınav, deneme sınavından çok farklıdır.

Denemede:

Ev ortamı ya da rahat bir sınıf vardır

Dikkat dağılması daha az hissedilir

Sonuçların gerçek etkisi yoktur

Ama gerçek sınavda:

Sınav salonunun atmosferi baskı oluşturur

“Bu sonuç önemli” düşüncesi stresi artırır

En basit sorularda bile hata yapılabilir


İşte bu farkı önceden yaşamak, sınava giren öğrenciyi TYT’de birkaç adım öne geçirir.


Psikolojik Avantaj

MSÜ’ye giren bir öğrenci, TYT’ye girdiğinde:

Ortama daha alışkın olur

Heyecanı daha kontrollü yaşar

Süreyi daha bilinçli kullanır


Girmeyen bir öğrenci ise TYT’de bu deneyimi ilk kez yaşayacağı için dezavantajlı olabilir.


Sonuç

Askerliği, meslek olarak düşünmüyor olsan bile MSÜ'ye girmek:

Seni TYT’ye hazırlar

Gerçek sınav deneyimi kazandırır

Soru tarzlarını erkenden görmeni sağlar

Kısacası MSÜ, senin için bir hedef değil belki ama çok değerli bir araçtır.


Kamil Baki

Eğitimci Yazar

Sınav Sürecinde Anne Babalara Düşen Görev ve Sorumluluk




Sınav dönemleri, yalnızca öğrenciler için değil, aileler için de oldukça stresli zamanlardır. Ancak bu süreçte anne babaların sergilediği tutum, çocuğun başarısını doğrudan etkileyebilir. Peki, bu zorlu dönemde anne babalar çocuklarına nasıl destek olabilir?

1) Gerçekçi ve Anlayışlı Olun

Çocuğunuzun bir sınava hazırlanıyor olması, onun insanüstü bir performans sergilemesi gerektiği anlamına gelmez. Gerçekçi beklentiler, hem çocuğun üzerindeki baskıyı azaltır hem de başarısını daha sürdürülebilir hale getirir. 

Unutmayın, her çocuğun potansiyeli farklıdır.

2) Sınavı Hayatın Sonu Gibi Göstermeyin

"Sadece bu sınavı kazanırsan mutlu olabilirsin." gibi söylemler, çocukların kaygı düzeyini artırır. Oysa sınavlar hayatın sadece bir parçasıdır

Alternatif yolların her zaman var olduğunu bilmeleri, çocukların psikolojik dayanıklılığını güçlendirir.

3) Destekleyici, Ama Baskı Yapmayan Bir Yaklaşım Benimseyin

Program yapmalarına yardımcı olmak, motive edici sözler söylemek ya da beraber küçük hedefler belirlemek oldukça yararlıdır. Ancak sürekli takip etmek, kıyaslama yapmak ya da eleştirmek, motivasyonu düşürür.

4) Duygusal Destek Sağlayın

Sınav dönemleri yalnızca zihinsel değil, duygusal olarak da yorucudur. Çocuğunuzun duygularını anlamaya çalışın, onları yargılamadan dinleyin. Başaramama korkusuyla baş etmelerine yardımcı olun.

5) Sağlıklı Bir Yaşam Düzeni Kurmalarına Yardımcı Olun

Yeterli uyku, dengeli beslenme ve kısa yürüyüşler gibi fiziksel faktörler, sınav başarısını doğrudan etkiler. Bu konularda destekleyici olmak, çocuğun performansını artırır.

6) Kendinizi de Sınav Stresinden Koruyun

Anne babalar bazen çocuklarının geleceğiyle ilgili kaygılarını farkında olmadan onlara yansıtır. Bu süreçte kendi stresinizi yönetmek, çocuğunuza daha sağlıklı bir ortam sunmanızı sağlar.

SON SÖZ

Sınav sürecinde ve sonrasında anne baba olarak, yönlendirmeyi değil; rehberlik etmeyi, yol göstermeyi hedeflemeliyiz. 

Unutulmamalıdır ki sınav dönemleri gelip geçer; önemli olan çocuğunuzun kendine güvenen, huzurlu bir birey olarak yetişmesi ve hayata atılmasıdır.


Kamil Baki   

Türk dili ve Edebiyatı Öğretmeni





Sınav Kaygısı ile Baş Etmenin Yolları - Kamil Baki



Sınavlar, öğrencilik hayatının kaçınılmaz bir parçasıdır. Ancak çoğu zaman sınavın kendisinden çok, sınava yüklediğimiz anlam ve ona karşı geliştirdiğimiz kaygı bizi yıpratır. 

Sınav kaygısı olarak adlandırdığımız bu kaygı; dikkati toplamakta güçlük, unutkanlık, mide bulantısı, nefes darlığı, başarısızlık korkusu gibi belirtilerle kendini gösterir ve çoğu zaman gerçek performansımızın altında kalmamıza neden olur.


Sınav kaygısı, kişinin sınav sürecinde ya da sınav öncesinde yaşadığı yoğun endişe ve korku halidir. Bu kaygı, genellikle “Ya yapamazsam?”, “Başarısız olursam ne yaparım?”... gibi olumsuz düşüncelerle beslenir.

Kaygının Kökünü Anlamak

Kaygı, aslında kötü bir şey değildir. Vücudun tehdit algısına verdiği doğal bir tepkidir. Ancak bu tepki çok yoğun hale geldiğinde zihinsel becerileri baskılar ve performansı düşürür. Bu yüzden kaygıyı ortadan kaldırmak değil, yönetmek gerekir.

Sınav Kaygısıyla Başa Çıkma Yöntemleri


Planlı bir şekilde çalışmak, konulara hâkim olma hissi verir. Bu da kaygının azalmasını sağlar. 

Gerçekçi ve sürdürülebilir bir çalışma programı yapın. Küçük hedeflerle ilerleyin ve her hedefin sonunda kendinizi ödüllendirin.

2) Olumsuz Düşüncelerle Vedalaşmak

“Yapamayacağım!”, “Kötü gidiyor!”, "Başaramayacağım!" gibi düşünceler kaygıyı besler. Bu düşünceleri fark ettiğinizde durup kendinize şu soruyu sorun: “Bu düşüncemin kanıtı ne?”

Yerine daha gerçekçi cümleler koyun: “Elimden geleni yapıyorum, başaracağım.”, "Çalışmalarımın karşılığını alacağım", "Yürüyenle, duran bir olmaz; olamaz."
 
3) Nefes Egzersizleri Yapmak ve Gevşeme Teknikleri Uygulamak

Derin nefes alıp yavaşça vermek, bedenin alarm durumunu yatıştırır. 

Her gün 5-10 dakika nefes çalışmaları, meditasyon ya da basit gevşeme egzersizleri yapmak sınav öncesinde sakinliğinizi korumanıza yardımcı olur.

4) Gerçekçi Hedefler Belirlemek

Kendinize ağır ve ulaşılamaz hedefler koymak yerine, adım adım ilerleyebileceğiniz basamaklar belirleyin. 

“Mükemmel olmalıyım” yerine “Kendimle yarışmalı, kendimi aşmalıyım.” , "Biraz zor olabilir, ancak kararlı olan herkes başarabilir." demeyi deneyin.

5) Uyku ve Beslenmeyi İhmal Etmemek

Uykusuzluk, düzensiz beslenme ve aşırı kafein tüketimi kaygıyı artırır. 

Sınav döneminde sağlıklı ve düzenli bir yaşam zihinsel dayanıklılığı ve başarıyı artırır.


Sınav ortamını önceden deneyimlemek, o ana dair belirsizliği azaltır. 

Zaman tutarak sınav çözmek, gerçeğine yakın sınav ortamları oluşturmak; sınav anında oluşabilecek risklere karşı sizi önceden uyarır. 

Bu tip uygulamalar hem bilgi hem de sınav sürecine dair kontrol duygunuz artar.

7) Destek Almaktan Çekinmemek

Bazı durumlarda kaygı o kadar yoğun olur ki baş etmek zorlaşır. Bu gibi durumlarda bir rehber öğretmenden ya da bir psikolojik danışmandan destek almak size güç verir, ortaya çıkabilecek olumsuz durumlardan sizi korur.


Sınav, belli bir ana ya da zamana yönelik bilgi ölçen bir araçtır. 

Senin zekânı, kişiliğini ya da değerini belirlemez. 

Başarı ya da başarısızlık zamana ve duruma göre değişiklik gösteren soyut bir kavramdır.

Hiç şüphen olmasın ki başarı her zaman bizim yanımızda, avuçlarımızdadır.

Bize düşen görev ise onu görebilmek, avuçlarımızda tutabilmektir.

SEN BUNU YAPABİLİRSİN!..

ÖYLEYSE HEMEN BAŞLA!..

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni 


Biçimce olumlu, anlamca olumsuz cümle örnekleri

 


  • Ne seni ne de senin arkadaşlarını seviyorum.
  • Sınavlardan bugüne kadar düşük not almamış olabilir miyim hiç?.
  • Arkadaşın, barınma konusunda ona yardımcı olmadığımı söyleyebilir mi?..
  • Burada iki aydır doğru dürüst kahvaltı verilmediğini kaç kişi söyleyebilir?..
  • Ne yeni evimde ne yeni işimde mutluyum.
  • Kitap okumak bana huzur vermiyor diyebilir miyim sence?
  • Tatil için mükemmel bir plan yaptık dersem yalan olur.
  • Projeyi başarıyla tamamlamadığınızı kim söyleyebilir?..
  • Ailesi hiç yanında olmadı diyebilir miyiz bu koşullarda?.
  • Hayatımızda her şey yolunda gidiyor diyebilir mi bu insanlar?..
  • Üniversite sınavına hazırlanıyorum, günde ortalama kaç soru çözmeliyim?

    Bence, "Günde kaç soru çözmeliyim?" sorusundan önce "Neden soru çözmeliyim?" sorusu yanıtlanmalı.

    Bu soru yanıtlanırsa "Günde kaç soru çözmeliyim?" sorusu daha kolay ve doğru bir şekilde yanıtlanmış olur.

    Soru çözmek, öğrenilen bilgiyi pekiştirir, bilginin kalıcı hale gelmesini sağlar.

    Soru çözmenin ikinci bir yararı ise konuyla ilgili soruların çözüm yöntemini göstererek kişiye o konuyla ilgili soruların çözümünde tecrübe kazandırır.

    Soru çözmek bir tecrübedir. Her tecrübe de ilgili durumla ilgili hız ve kalite demektir.

    Bu yüzden de soru çözmeliyiz.

    Peki, kaç soru?

    Sorunun sınırı yok

    Çözebildiğimiz kadar, gücümüz yettiği kadar.

    Başkalarıyla değil kendimizle yarışarak...

    Sayı mı istiyorsunuz? Onu da yanıtlayayım: Başlangıçta 150 soru, süreç içinde 200 ve 250'yi mutlaka görmeye çalışmalıyız.

    Bir dersten mi? Hayır. Sorumlu olduğumuz üç dersten... Dönüşümlü olarak...


    Başarı dileklerimle...