2026/08/25

Öz Güven: Bir Çocuğa Bırakılabilecek En Değerli Miras - Kamil Baki

                                              

Öz güven; kişinin kendini olduğundan büyük görmesi değildir. Başkalarını küçümsemesi hiç değildir. 

Ukalalık ya da kendini beğenmişlik ise öz güvenle karıştırılmaması gereken iki farklı davranıştır.

Gerçek öz güven, insanın kendini tanıması, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini bilmesi, hata yapmaktan korkmaması ve öğrenmeye açık olmasıdır. 

Gerektiğinde “Bilmiyorum.” diyebilmesi,  gerektiğinde de doğruları medeni bir şekilde savunabilmesidir.

Öz güvene sahip bir kişi, kendini her ortamda rahatlıkla ifade eder. Hakkını bilir ve savunur; başkasının hakkına da her zaman saygı duyar. 

Fikirlerini korkmadan söyler, başarısıyla övünmek yerine çalışmasıyla örnek olur.

Yapılan araştırmalar öz güveni yüksek bireylerin yeni şeyler öğrenmeye daha istekli olduğunu, problem çözmede daha kararlı davrandığını göstermektedir. 

Yine araştırmalar bu bireylerin başarısızlık karşısında daha kolay toparlandığını ve yaşam doyumlarının daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. 

Öz güven, doğuştan gelen bir özellik değil; aile, okul ve sosyal çevrenin katkısıyla gelişen bir yaşam becerisidir.

Bu nedenle çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük hediyelerden biri, onların öz güvenlerini besleyen bir ortam oluşturmaktır.

Peki bunu nasıl başarabiliriz?

Öncelikle çocuklarımızı sürekli başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçmeliyiz. 

Her çocuğun gelişim hızı, yeteneği ve ilgi alanı farklıdır. Sürekli kıyaslanan çocuk, zamanla kendi değerini başkalarının başarıları üzerinden ölçmeye başlar.

Bizler ebeveyn olarak çocuklarımızı yetiştirirken sadece sonucu değil emeği de takdir etmeli, çocuklarımızı çalışmalarından dolayı onurlandırmaktan hiçbir zaman vazgeçmemeliyiz. 

Her fırsatta çocuklarımıza sorumluluk vermeli, onları kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler olarak yetiştirmeliyiz.

Kendi kararlarını verebilen, yaşına uygun görevleri yerine getiren çocuk, zamanla “Ben yapabilirim.” duygusunu geliştirir. 

İşte öz güven tam da bu duygunun üzerine inşa edilir.

Bu süreçte öğretmenlerimize de önemli görevler düşmektedir. 

Sınıfta hata yapmanın doğal olduğu bir öğrenme ortamı oluşturmak, her öğrencinin söz hakkı bulmasını sağlamak ve farklı yetenekleri görünür kılmak biz öğretmenlerin öncelikli görevleridir. 

Öğretmenin bir öğrencisine söylediği cesaret verici tek bir cümlenin, çoğu zaman o öğrencinin hayatını değiştirdiğini hiçbir zaman unutmamalıyız.

Çocuk eğitimindeki en önemli noktalardan bir diğeri ise, çocuklarımıza koşulsuz sevildiğini hissettirmektir. 

Başarı elbette önemlidir; ancak çocuk, sevgiyi sadece başarılı olduğunda hak ettiğini düşünürse öz güven değil, kaygı geliştirir. 

Çocuk şunu bilmek zorundadır: “Ben yapmam gerekeni yapmalıyım; bu süreçte hata yapabilir, başarısız olabilirim. Bundan daha doğal bir şey yoktur. 

Benim hata yapmam veya başarısız olmam durumumda ailemin bana bakışında  kesinlikle herhangi bir değişiklik olmayacaktır.”

Gençlere ise  gelecekleriyle ilgili şunları söyleyebiliriz:

"Kendine güven, başarıdan önce gelir. Cesaret eden insanlar hata yapabilir ama aynı zamanda öğrenir, gelişir ve sonunda başarır."

Sevgili gençler!..

Kitap okuyun.

Araştırın.

Bilimi takip edin.

Sanatla ilgilenin.

Spor yapın.

Üretin.

Soru sorun.

Merak etmekten vazgeçmeyin.

Çünkü bilgi, öz güvenin en sağlam temelidir. İnsan bildikçe korkuları azalır; ürettikçe kendine olan inancı artar.

Unutmayalım ki iyi bir birey olmak; yalnızca meslek sahibi olmak değildir. İyi bir birey; düşünen, sorgulayan, okuyan, araştıran, çalışan, üreten, sanattan ve bilimden beslenen, haklarını bilen, sorumluluklarını yerine getiren ve ülkesine değer katan iyi bir vatandaştır.

Çağlar değişir.

Teknoloji değişir.

Meslekler değişir.

Ama bazı değerler hiç değişmez:

"Güven.

Öz güven.

Çalışmak.

Üretmek.

Ve insan kalabilmek…"

Değerli anne ve babalar, çocuklarımızı öz güveni yüksek bireyler olarak yetiştirelim.

Çünkü onlara bırakabileceğimiz en büyük miras; para, makam ya da unvan değil, "kendilerine inanmayı öğrenmiş güçlü bir karakter"dir.

Geleceği değiştirecek olan da işte bu karakterdir.




2026/08/22

Başarıya Giden Yolda Eğitimin Vazgeçilmez Unsurları - Kamil Baki

Başarı denildiğinde çoğu zaman akla şu soru gelir: Başarıyı sağlayan iyi bir eğitimci midir, yoksa iyi bir öğrenci mi?

Aslında bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Çünkü eğitim, tek kişinin omuzlarına yüklenebilecek bir sorumluluk değil; birlikte yürütülen bir yolculuktur. Bu yolculukta öğretmen de önemlidir, öğrenci de. Birinin eksikliği, diğerinin gücünü büyük ölçüde sınırlar.

İyi bir eğitimin olmazsa olmazı, bilgiyi yalnızca bilen değil; onu anlaşılır, ilgi çekici ve doğru yöntemlerle aktarabilen bir eğitimcidir. Gerçek eğitimci, öğrencinin sadece zihnine değil, merakına da dokunur. Bilgiyi ezberletmekten çok düşündürür, sorgulatır ve öğrenme isteğini canlı tutar. Çünkü öğrenmeye ilham veren öğretmenler, yalnızca ders anlatmaz; aynı zamanda hayatı öğretir.

Ancak en iyi öğretmenin bile tek başına başarıyı garanti etmesi mümkün değildir. Öğrenci öğrenmeye istekli değilse, emek vermiyor, sorumluluk almıyor ve gelişmeye açık davranmıyorsa, eğitim eksik kalır. 

Bilgi, kapısı kapalı bir odaya giremez. 

"Öğrenmenin ilk şartı, öğrenmeyi istemektir."

Diğer taraftan, öğrenmeye istekli bir öğrenci de karşısında bilgisini aktaramayan, iletişim kuramayan veya uygun yöntemleri kullanamayan bir eğitimciyle karşılaşırsa, bu kez de eğitim süreci aksar. İstek vardır; fakat doğru rehberlik yoktur. Böyle bir durumda öğrencinin potansiyeli tam anlamıyla ortaya çıkamaz.

Bu nedenle eğitimde karşılaşılan her başarısızlığı tek bir tarafa yüklemek doğru değildir. Öncelikle şu soru sorulmalıdır: 

Sorun nerede?

Öğrenci öğrenmek istemiyor mu?

Öğretmen, öğrencinin öğrenmesini sağlayacak yöntemleri kullanamıyor mu?

Belki de sorun bunların dışında, öğrencinin yaşadığı ailevi, ekonomik, psikolojik veya sosyal güçlüklerden kaynaklanıyordur.

İşte tam da bu noktada eğitim yalnızca öğretmen ve öğrenci arasında kalan bir ilişki olmaktan çıkar. Veliler, rehber öğretmenler, okul yönetimi ve gerektiğinde uzmanlar sürece dâhil edilmelidir. 

Çünkü eğitim bir ekip işidir. Öğrencinin yaşadığı güçlük erken fark edildiğinde, küçük görünen sorunlar büyümeden çözülebilir.

Velilerin, çocuklarının sadece notlarını değil, duygu dünyalarını da takip etmeleri gerekir. Rehber öğretmenler öğrenciyi tanımaya, güçlü ve zayıf yönlerini belirlemeye yardımcı olmalıdır. Arkadaş çevresi ise öğrenciyi başarıdan uzaklaştıran değil, ona destek olan bir ortam oluşturmalıdır. 

Bazen bir arkadaşın kurduğu cesaret verici tek bir cümle bile öğrencinin eğitim hayatında önemli bir dönüm noktası olabilir.

Başarı; öğretmenin anlattığı, öğrencinin dinlediği ve velinin uzaktan izlediği bir süreç değildir. Başarı; öğretmenin emek verdiği, öğrencinin gayret gösterdiği, ailenin destek olduğu ve okulun birlikte hareket ettiği ortak bir çalışmanın ürünüdür.

Başka bir söyleyişle “İyi eğitimci mi, iyi öğrenci mi?” sorusunun en doğru cevabı şudur: Gerçek başarı, iyi eğitimci ile öğrenmeye istekli öğrencinin aynı hedefte buluşmasıyla ortaya çıkar. 

Bu birlikteliğe aile, rehberlik hizmetleri ve sağlıklı bir eğitim ortamı da eklendiğinde başarı tesadüf olmaktan çıkar; planlı, sürdürülebilir ve kalıcı bir kazanıma dönüşür. 

Çünkü eğitim, tek kişinin değil; birbirine inanan insanların birlikte yazdığı en değerli başarı hikâyesidir.


2026/08/20

2026 TYT Türkçe Testi: Başarının Anahtarı, Anlamak ve Hızlı Okumak - Kamil Baki

  

2026 TYT Türkçe testi, konu dağılımı ve soru sayıları açısından önceki yıllarda yapılan sınavlardan çok büyük farklılıklar göstermeyen bir test olarak karşımıza çıkıyor.

Bununla birlikte, soruların hazırlanış biçimi açısından dikkat çekici ve başarılı bir test olduğunu söylemek mümkün.

Testte yazım kuralları ve noktalama işaretleriyle ilgili ikişer soru yer alıyor. Son yıllardaki sınavlarda olduğu gibi cümlenin ögeleri ve fiilimsiler konularından da birer soru sorulmuş. Bu soruların genel olarak orta düzeyde olduğu söylenebilir. Eklerle ilgili de bir soruya yer verilmiş.

Ancak 2026 TYT Türkçe testini değerlendirirken asıl dikkat edilmesi gereken nokta, soruların büyük bölümünün bilgiye değil, anlamaya ve yorumlamaya dayanmasıdır.

Toplam 40 soruluk Türkçe testinde 33 soru anlama dayalıdır. Bu soruların 24’ü doğrudan paragraf sorularından oluşmaktadır. Paragraf sorularının kendi içindeki dağılımına baktığımızda; ana düşünce, ulaşılan ve ulaşılamayan yargılar, konu, düşüncenin akışı ve parçanın anlam bütünlüğü gibi becerilerin ağırlıklı olarak ölçüldüğünü görüyoruz.

Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor:

TYT Türkçe’de başarılı olmanın yolu yalnızca dil bilgisi kurallarını bilmekten geçmiyor.

Öğrencinin okuduğunu doğru anlaması, metnin ana düşüncesini kavraması, verilen bilgilerden hareketle çıkarım yapabilmesi, önemli ayrıntıları fark edebilmesi ve bütün bunları belirli bir süre içerisinde gerçekleştirebilmesi gerekiyor.

Başka bir ifadeyle 2026 TYT Türkçe testi, öncelikle öğrencinin anlama, kavrama, yorumlama ve hızlı okuma becerilerini sınayan bir test niteliğinde.

Bu nedenle yalnızca dil bilgisi konularına çalışarak Türkçe testinde yüksek netlere ulaşmayı beklemek doğru bir yaklaşım değil.

Dil bilgisi elbette önemli.

Yazım kurallarını, noktalama işaretlerini, fiilimsileri, cümlenin ögelerini ve diğer konu başlıklarını bilmek gerekiyor. Ancak bunlar testin tamamını oluşturmuyor. Asıl belirleyici alan, öğrencinin karşısına çıkan metni ne kadar hızlı ve doğru anlayabildiği.

Ne Yapmalıyım?

Önümüzdeki yıllarda TYT’ye girecek öğrencilerin çalışmalarında bu gerçeği dikkate almaları büyük önem taşıyor.

Her gün düzenli olarak paragraf ve anlam soruları çözmek, yalnızca soru sayısını artırmak amacıyla değil, okuma ve anlama becerisini geliştirmek amacıyla yapılmalı.

Bir paragraf sorusunu çözerken yalnızca doğru cevabı bulmak yeterli değil.

Öğrenci kendisine şu soruları da sormalı:

* Metnin ana düşüncesi ne?

* Yazar ne anlatmak istiyor?

* Hangi ayrıntılar önemli?

* Parçadan hangi sonuçlara ulaşılabilir?

* Hangi yargıya ulaşılamaz?

* Soruyu çözerken zamanımı nerede kaybettim?

Bu çalışmalar düzenli hâle geldiğinde öğrencinin yalnızca Türkçe netleri değil, diğer derslerdeki başarısı da olumlu yönde etkilenebilir. Çünkü hızlı ve doğru okuma, bütün akademik yaşam boyunca ihtiyaç duyulan temel becerilerden biridir.

2026 TYT Türkçe testinin bize verdiği mesaj oldukça açık:

Türkçe testinde başarı, önce anlamaktan geçiyor.

Bilgi önemlidir ancak tek başına yeterli değildir.

Okuyacaksınız.

Anlayacaksınız.

Yorumlayacaksınız.

Çıkarım yapacaksınız.

Ve bütün bunları zamanınızı doğru kullanarak gerçekleştireceksiniz.

Bu nedenle TYT’ye hazırlanan bir öğrencinin çalışma programında her gün mutlaka okuma, anlama, paragraf ve hızlı okuma çalışmalarına yer vermesi gerekir.

Çünkü TYT Türkçe’de yüksek başarıyı belirleyen temel beceri, yalnızca Türkçeyi bilmek değil; "Türkçeyi okuyup anlayabilmek"tir.

2026/08/18

YKS’de Pek Bilinmeyen Hak: Merkezi Yerleştirme Puanıyla (MYP) Yatay Geçiş Nasıl Yapılır?

Her yıl binlerce öğrenci üniversite yerleştirme sonuçları açıklandıktan sonra “Keşke başka bir üniversiteyi ya da bölümü  yazsaydım.”  ya da "Keşke bu üniversiteyi ya da bölümü yazmasaydım." pişmanlığı yaşayabiliyor. 

Oysa birçok adayın bu süreçte bilmediği ya da gözden kaçırdığı önemli bir hak bulunuyor: Merkezi Yerleştirme Puanıyla Yatay Geçiş

Bu uygulama sayesinde, belirli şartları sağlayan öğrenciler, yerleştikleri yıl aldıkları YKS puanını kullanarak bir sonraki yıl başka bir üniversiteye veya bölüme geçiş başvurusu yapabiliyor.

Kimler Yararlanabilir?

Bu haktan yararlanabilmek için adayın şu şartların sağlaması gerekir:

* Yerleştirme sonuçlarına göre bir üniversiteye yerleşmiş olması.

* Kazanılan programa kayıt yaptırmış olması ve öğrenci statüsü kazanması.

* Geçiş yapılmak istenen bölümün, öğrencinin yerleştiği yılki taban puanının, öğrencinin yerleştirme puanına eşit veya daha düşük olması.

* Başvuru yapacağı üniversitenin ilan ettiği MYP başvuru takvimine ve koşullarına uyması.

Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Nokta

Bu süreçte sadece bir bölümü kazanmış olmak yeterli değildir. Eğer kazandığınız programa kayıt yaptırmazsanız öğrenci statüsü kazanamazsınız. Bu durumda Merkezi Yerleştirme Puanıyla Yatay Geçiş hakkından yararlanmanız mümkün olmaz.

Bu Hak Ne Sağlar?

Örneğin bir öğrenci bu yıl bir üniversitenin bir bölümüne yerleşti ve kayıt yaptırdı. Bir yıl sonra, yerleştiği yıl aldığı yerleştirme puanı, geçmek istediği bölümün önceki yıl taban puanını karşılıyorsa, yeniden YKS’ye girmeden bir başka üniversiteye ya da bölüme yatay geçiş başvurusu yapabilir.

Elbette başvurunun kabul edilmesi, ilgili üniversitenin ilan ettiği kontenjan ve başvuru şartlarına bağlıdır.

Bir Bölüme Yerleşmiş Adaylara Öneri

Kayıt döneminde fikir değiştirip “Ben bu bölümü istemiyorum.” düşüncesiyle kayıt yaptırmaktan vazgeçmeden önce bu hakkı mutlaka değerlendirin. 

Kayıt yaptırmanız, ilerleyen dönemde farklı bir üniversiteye veya bölüme geçiş yapabilmeniz için size önemli bir fırsat sağlayabilir.

Bu nedenle kayıt sürecinde yalnızca bugünkü ruh haliniz ve düşüncelerinizle değil, mevcut haklarınızı ve gelecekteki seçeneklerinizi de göz önünde bulundurarak karar vermeniz sizler açısından faydalı olacaktır.


Üniversite Sınavına Hazırlıkta Süreç Yönetimi - Kamil Baki

2026/08/15

Gençliği Cesaretlendirmek, Geleceği Aydınlatmaktır. - Kamil Baki

Bir toplumun en büyük zenginliği yer altındaki madenleri, sahip olduğu teknolojisi ya da ekonomik gücü değildir. 

Bir milletin gerçek serveti; düşünebilen, üretebilen, sorgulayabilen, hayal kurabilen ve bu hayallerini gerçeğe dönüştürebilen gençleridir. Çünkü tarih boyunca medeniyetleri inşa edenler, çağları değiştirenler ve insanlığın yönünü belirleyenler, kendilerine güvenilmiş gençler olmuştur.

Bu nedenle gençleri sadece korumak değil,  aynı zamanda onları yüreklendirmek mecburiyetindeyiz.

Gençlerimiz yeteneklidir. 

Onlar yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bir kuşağın temsilcileridir. Dijital çağın içinde doğmuş, dünyanın farklı kültürleriyle iletişim kurabilen, teknolojiyi doğal bir yaşam alanı olarak gören, değişime hızla uyum sağlayan bireylerdir. 

Onların sahip olduğu beceriler, önceki kuşakların deneyimleriyle birleştiğinde ortaya büyük bir medeniyet potansiyeli çıkar.

Gençlerimizin birikimi vardır. Bu birikim yalnızca okul sıralarında edinilen bilgilerden ibaret değildir. Onlar bilimden sanata, teknolojiden spora, felsefeden girişimciliğe kadar uzanan geniş bir ilgi alanına sahiptirler. 

İnternet sayesinde dünyanın en seçkin üniversitelerinin derslerine ulaşabilmekte, uluslararası bilimsel yayınları okuyabilmekte, farklı ülkelerdeki insanlarla ortak projeler geliştirebilmektedirler. 

Günümüzde bilgiye ulaşmanın değil, bilgiyi anlamlandırmanın çağı yaşanmaktadır ve gençler bu çağın en güçlü aktörleridir.

Gençlerimizin öngörüsü vardır.

Çünkü gelecek, bugünün alışkanlıklarını tekrar edenlerin değil; henüz görünmeyeni görebilenlerin ellerinde şekillenir. 

Gençler yeni teknolojileri, yapay zekâyı, uzay çalışmalarını, çevre sorunlarını ve küresel dönüşümleri yakından takip ediyorlar. 

Dünyanın karşı karşıya olduğu problemlerin farkındalar ve çözüm üretme konusunda büyük bir istek taşıyorlar. Bu öngörü, doğru yönlendirildiğinde toplumun kaderini değiştirecek bir güç hâline gelecektir.

Gençlerimizin vizyonu vardır.

Vizyon; yalnızca uzakları görmek değil, o uzaklara ulaşabilecek cesareti de içinde taşımaktır. 

Bugünün gençleri sınırların zihinde başladığını biliyor. Dünyayı yalnızca haritalar üzerinde değil; bilimsel iş birliklerinde, kültürel etkileşimlerde ve ortak insanlık değerlerinde görüyorlar. Kendilerini yalnızca yaşadıkları şehirle değil, bütün dünya ile ilişkilendiriyorlar. Bu yüzden çağdaşlar; çünkü çağdaşlık yalnızca teknoloji kullanmak değil, insan haklarını, özgürlüğü, bilimi, sanatı ve evrensel değerleri benimseyebilmektir.

Fakat bütün bu potansiyelin ortaya çıkabilmesi için gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey; "kendilerine inanan rehberlerin ortaya çıkması"dır.

Her büyük yolculukta bir yol gösterici vardır. Bir öğretmen, bir bilim insanı, bir sanatçı, bir usta, bir anne, bir baba ya da yalnızca doğru zamanda söylenmiş cesaret verici bir cümle… 

İnsan hayatını bazen tek bir rehber değiştirebilir. Gençlerin ihtiyacı, onların yerine yürüyen insanlar değil; yürüyebilecekleri yolları gösteren insanlardır.

Rehberlik, emir vermek değildir; rehberlik, merak uyandırmaktır.

Rehberlik, cevabı söylemek değil; doğru soruları sordurabilmektir.

Bilim tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur. Isaac Newton’un ifadesiyle, “Daha uzağı görebildiysem devlerin omuzlarında durduğum içindir.” 

Her büyük bilim insanı, her büyük sanatçı ve her büyük düşünür, kendisinden önce gelenlerin açtığı yoldan yürümüştür. Medeniyetler de böyle yükselir; bilgi nesilden nesile bu şekilde aktarılır.

Sanat da aynı gerçeği anlatır.

Bir ressam yalnızca tuvale renk sürmez; yeni bir bakış açısı kazandırır. Bir müzisyen yalnızca nota yazmaz; insan ruhuna dokunur. Bir yazar yalnızca kelimeleri yan yana getirmez; düşüncenin sınırlarını genişletir. 

Gençler sanatla buluştuklarında yalnızca estetik anlayış kazanmazlar; empati kurmayı, farklı düşünmeyi ve insanı anlamayı da öğrenirler. 

Bilim aklı geliştirirken, sanat vicdanı ve hayal gücünü büyütür. Büyük toplumlar, bu iki gücü birlikte geliştirebilen toplumlardır.

Gençlere dünyanın büyüklüğünü göstermek gerekir.

Çünkü insanın ufku, gördüğü kadar değildir; hayal edebildiği kadardır.

Onlara denizleri anlatmak gerekir; çünkü hayat küçük bir göl değil, sonsuz bir okyanustur. 

Ufuk çizgisi hiçbir zaman son değildir; yalnızca yeni keşiflerin başlangıcıdır. 

Her liman güvenlidir; fakat gemiler limanda durmak için yapılmamıştır. 

İnsan da böyledir. Kendi potansiyelini keşfetmek için bilinmeyene doğru cesaretle yol almak zorundadır.

Gençlerin yeteneklerini keşfetmelerine imkân vermeliyiz.

Çünkü her insanın içinde keşfedilmeyi bekleyen eşsiz bir cevher vardır. Kimisi matematikte parlar, kimisi müzikte, kimisi mühendislikte, kimisi edebiyatta, kimisi sporda, kimisi insan ilişkilerinde… 

Eğitimin en önemli görevi, herkesi aynı kalıba sokmak değil; her bireyin kendi ışığını ortaya çıkarmaktır.

Toplumun da bu süreçte büyük bir sorumluluğu vardır.

Gençleri sürekli eleştiren değil, onları dinleyen bir toplum olmalıyız. Hata yapmalarına izin vermeli, başarısızlığı bir son değil, öğrenmenin doğal bir parçası olarak görmeliyiz. 

Bilimsel araştırmalar, yenilikçi düşüncenin en çok hata yapmaya cesaret eden ortamlarda geliştiğini göstermektedir. Korkuyla yetişen nesiller itaat eder, güvenle yetişen nesiller ise üretir.

En önemlisi de gençleri kendileriyle ve toplumla barıştırmalıyız.

İnsan önce kendisiyle barışmalıdır. Kendi değerini bilen, kimliğini tanıyan, eksiklerini kabul edip geliştirmeye çalışan bireyler özgüven kazanır. Kendisiyle barışık olan insan, başkalarının başarısından korkmaz; farklılıklardan rahatsız olmaz; birlikte üretmenin değerini bilir. Böyle bireylerin oluşturduğu toplumlarda ayrışma değil dayanışma, ön yargı değil anlayış, çatışma değil ortak akıl hâkim olur.

Bir millet gençlerine ne kadar güvenirse, geleceği de o kadar güçlü olur.

Onlara hazır yollar bırakmak yerine, yeni yollar açabilecek cesareti kazandırmalıyız. Onlara yalnızca meslek değil, amaç; yalnızca bilgi değil, bilgelik; yalnızca başarı değil, anlam arayışı sunmalıyız. Çünkü geleceği değiştirecek olanlar, yalnızca iyi eğitim almış insanlar değil; aynı zamanda vicdanı güçlü, hayal gücü zengin ve sorumluluk duygusu yüksek bireyler olacaktır.

Gençler bugünün en büyük gücü, yarının ise kurucularıdır.

Onlara inanmak, aslında geleceğe inanmaktır. Gençlerin ufkunu genişleten her fikir, desteklenen her hayal, keşfedilen her yetenek ve cesaretlendirilen her adım; yalnızca bir insanın değil, bütün bir milletin geleceğine yapılan en değerli yatırımdır.