Kamil Baki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kamil Baki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2026/11/01

Bardağın Dolu Tarafındaki Hayat - Kamil Baki

Bardağın bir dolu tarafı vardır, bir de boş tarafı…

Aynı bardağın iki farklı görüntüsü, iki farklı yorumu…

Dolu tarafı umutları, imkânları, güzellikleri ve sahip olduklarımızı temsil ederken; boş tarafı eksiklikleri, kayıpları, hayal kırıklıklarını ve sahip olamadıklarımızı anlatır.

Aslında ikisi de gerçektir.

Ama hangisini görmeyi tercih ettiğiniz, hayatı nasıl yaşayacağınızı belirleyen önemli bir seçimdir.

Çünkü insan yalnızca gördüklerinden etkilenmez, gördüklerine yüklediği anlam da insanın yaşamını şekillendiren önemli bir ögedir.

Bardağın dolu tarafına baktığınızda, sahip olduklarınızın değerini fark etmeye başlarsınız. 

Küçük mutlulukların, sıradan görünen güzelliklerin ve çoğu zaman farkına bile varmadığınız imkânların yaşamınızı nasıl zenginleştirdiğini görürsünüz.

Bu farkındalık, ruhunuza vuran bir ışık olarak ortaya çıkar.

Ruhunuza vuran o ışık önce düşüncelerinizi, sonra duygularınızı, ardından davranışlarınızı aydınlatır. Kendinize ve çevrenize daha umutlu, daha yapıcı bir gözle bakmaya başlarsınız.

Umudunu kaybetmeyen insan, karşısına çıkan engelleri aşmak için daha fazla neden bulur. Sorunların karşısında çaresizliğe teslim olmak yerine çözüm arar. Yanlışlarından ders çıkarır, başarısızlıklarını yeni başlangıçların basamağına dönüştürür.

Böylece olumlu düşünce, yalnızca güzel duygular üretmekle kalmaz; insanın davranışlarına ve tercihlerine de yön verir.

Doğru tercihler, yeni imkânlar yaratır.

Çaba, başarıyı getirir.

Başarı, mutluluğu besler.

Mutluluk, iç huzurunu güçlendirir.

Ve insan bir gün dönüp baktığında, başlangıçta boş sandığı bardağın bile ne kadar çok güzellikle dolu olduğunu fark eder.

Elbette hayat her zaman istediklerimizi vermez. Her insan kayıplar yaşar, hayal kırıklıklarına uğrar, bazen bütün çabalarına rağmen başarısız olur. 

Olumlu düşünmek; bunları inkâr etmek, acıları görmezden gelmek ya da her şeyin kendiliğinden düzeleceğini beklemek değildir.

Tam tersine, hayatın bütün gerçeklerini görebilmek, fakat olumsuzlukların hayatımızı her yönüyle ele geçirmesine izin vermemektir.

Çünkü karanlığı görmek başka, karanlığa teslim olmak başkadır.

İnsan bazen sahip olamadıklarına öylesine odaklanır ki sahip olduklarının değerini gözden kaçırmaya başlar. 

Bir türlü gerçekleşmeyen hayallerinin peşinde koşarken elindeki güzellikleri tüketir. 

Oysa hayat, yalnızca sahip olamadıklarımızdan ibaret değildir.

Bardağın boş tarafına bakmakta ısrar edenler, dolu tarafını da görememe tehlikesiyle karşı karşıyadır çoğu zaman.

Burada anlattıklarım boş hayaller, geçici avuntular ya da polyannacılık değil, hiç kuşkusuz.

İnsanın düşünceleriyle yaşamı arasındaki ilişkinin, hayatın içinden süzülmüş bir gerçeğidir.

Çünkü insanın bakış açısı değiştiğinde dünyası da değişmeye başlar. Dünya aynı dünya, şartlar aynı şartlar olabilir. Fakat insanın o dünyadaki duruşu, mücadelesi ve yaşama biçimi artık aynı değildir.

Bu nedenle bardağın boş tarafına bakmak için hiçbir zaman acele etmeyin.

Önce dolu tarafını görün. Sahip olduklarınızın, yapabileceklerinizin, hâlâ önünüzde duran ihtimallerin farkına varın.

Unutmayın; hayat, yalnızca neye sahip olduğunuzla değil, sahip olduklarınızla neler yapabildiğinizle de anlam kazanır.

Bardağın hangi tarafına bakacağınız sizin tercihiniz…

Ama o tercihin hayatınızı nasıl etkileyeceğini de değerlendirmeyi ihmal etmeyin.

Benim tavsiyem, daima bardağın dolu tarafına bakmaya çalışın. Çünkü hayatı değiştiren şey, bardağın içindekiler değil, o bardağa nereden baktığınızdır.

Eğitimci-Yazar

2026/10/24

Düzyazı Türleri Çalışma ve Tekrar Soruları - Kamil Baki


        Boşluklara uygun sözcükleri yazın.

1.     Genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan yazı türüdür.

……………………………..

2.      Gerçek  veya  tasarlanmış,  yaşanması  mümkün olan olayları; yer, zaman ve kişi ögeleriyle anlatan kısa yazılardır.

………………………………..

3.      Hayatın acıklı yönlerini kendine özgü kurallarla sahnede göstermek, ahlâk, erdem örneği vermek amacıyla yazılmış manzum (şiir biçiminde) tiyatro yapıtlarıdır.

……………………………..

4.      Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler öne sürmek ya da bir düşünceyi, bilgiyi, bir tezi savunmak için yazılan bilimsel yazılardır.

……………………………..

5.      Bir edebiyat  ya  da  sanat  yapıtını,  bir  sanatçıyı olumlu–olumsuz yönleriyle değerlendiren yazılardır.

……………………………..

6.      Bir doğrunun, bir gerçeğin; araştırma, inceleme, gezip görme ya da soruşturma yoluyla yansıtıldığı yazı türüdür.

……………………………..

7.      Yaşanan olayların, o olayla ilgili izlenimlerin, tarih atılarak günü gününe yazılmasına denir.

……………………………..

 8.      Bir  yazarın  kendisinin  veya  yakın  bir  tanıdığının başından geçen ya da tanığı olduğu olay ve            olguları bilgi ve gözlemlerine dayanarak anlattığı yazılardır.

     ………………………..

9.      Bir  yazarın  çoğunlukla  güncel  olaylar  hakkındaki  düşüncelerini  ayrıntılara  girmeden anlattığı günübirlik düşünce yazılardır.

……………………………..

10.  Kültür, sanat, siyaset gibi alanlarda tanınmış kişilerin, yaşamlarının tamamının veya bir bölümünün anlatıldığı yazılardır.

…………………………….. 

11.  Bir yazarın yurt içinde veya yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici yönlerini, tarihî, coğrafî, ekonomik ve sosyal özelliklerini kendi görüş ve düşüncelerini katarak anlattığı yazılardır.

……………………………..

12.  Kişilerin kendi hayatlarını anlattığı yazılardır; biyografiden ayrılan yönü, kişinin hayatını başkasının değil, kendisinin anlatmasıdır.

…………………………….. 

13.  Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin karşılıklı olarak savunulduğu fikir yarışmalarıdır.

……………………………..

14.  Genellikle sanatçıların birbirlerine veya tanıdıklarına gönderdikleri mektuplardır.

……………………………..

15.  Bir topluluğa güzel düşünceler aşılamak, o topluluğu duygulandırıp coşturmak amacıyla söylenen coşkulu ve etkili sözlerdir.

……………………………..

16.  Belli bir konuyu aydınlatmak amacıyla, bilim adamı ve araştırmacıların bir araya geldikleri ve konuşmacıların konunun belirli bölümlerini sundukları, tartışmalı toplantılardır. Bu tür toplantıların sonunda oturum başkanlarınca hazırlanan sonuç bildirisi oluşturulur ve bu bildiri kapanış oturumunda açıklanır.

……………………………..

17.  Güncel bir konunun farklı görüşlere sahip uzmanlar tarafından değerlendirildiği toplantılardır. Bu tip toplantılar genellikle bir salonda izleyici önünde ya da televizyon ve radyolarda gerçekleştirilir.

……………………………..




Yanıtlar:

1. masal , 2. hikaye, 3. tragedya, 4. makale, 5. eleştiri, 6. röportaj 7. günlük, 8. anı

9. fıkra, 10. biyografi, 11. gezi yazısı, 12. otobiyografi, 13. münazara, 14. edebi mektup

15. söylev, 16. sempozyum, 17. açık oturun

2026/10/23

Paragraf Bilgisi - Kamil Baki


Paragraf Nedir? 

•    Paragraf bir düşünce birimidir. Bir düşünce bitip yeni bir düşünceye geçildiğinde paragraf yapılır.


Bir Paragraf Kaç Bölümden Oluşur?

Bir paragraf giriş, gelişme ve sonuç olmak üzere üç bölümden oluşur.


 Paragrafın Giriş Bölümünün (Cümlesi) Özellikleri Nelerdir?

Paragrafta konunun ele alındığı, sunulduğu bölümdür. Genellikle bağlayıcı içermeyen, genel bir yargı bildiren tek bir cümleden oluşur.


Paragrafın Gelişme Bölümünün (Cümlelerinin) Özellikleri Nelerdir?

Paragrafta ele alınan konunun açıldığı, açıklandığı bölümdür. Cümleler giriş bölümünün aksine bağlayıcı ögelerle yüklüdür.


Paragrafın Sonuç Bölümünün (Cümlesi) Özellikleri Nelerdir?

Paragrafta ele alınan konuyla ilgili kesin bir yargıya ulaşılan bölümdür. Paragrafın en güçlü yargısı (ana düşünce) genellikle bu bölümde yer alır.


Paragrafın Konusu Nedir ve Nasıl Saptanır?

Paragrafta üzerinde durulan, hakkında söz söylenen, duygu, düşünce, olay, durum ya da varlıktır.

Paragraf sorularında konuyu saptayabilmek için paragrafa, şu soruları yöneltmek gerekir:


Ne üzerinde duruluyor?

Neden bahsediliyor?


Paragrafın Ana Düşüncesi Nedir ve Nasıl Saptanır?

Paragrafta konudan hareket edilerek savunulan temel görüş, düşünüştür.

Paragraf sorularında ana düşünceyi saptayabilmek için paragrafa, şu soruları yöneltmek gerekir: 


Ne söylenmeye çalışılıyor?

Ne anlatılmaya çalışılıyor?

 

Örnek:

Kitap, insanın en yakın dostudur. - Kitap

İnsan her koşulda yaşamını sürdürebilen bir varlıktır. - İnsan

Sanat, yaşamın tadı tuzudur. - Sanat


Paragrafın Yan Düşüncesi Nedir ve Paragrafın Ana Düşüncesinden Farkı Nedir?

Paragrafta ana düşünceyi destekleyen, ana düşüncenin kavranmasını sağlayan yardımcı düşüncelerdir.

 

Not: Ana düşünceyle yardımcı düşünceler arasında kapsam farkı vardır. Ana düşünce yan düşünceyi kapsar, içerir. Yan düşünce ise ana düşüncenin bir parçasını oluşturur.

 

Paragrafın Başlığı Nedir ve Nasıl Saptanır?

Bir yazının ya da paragrafın adına başlık denir. Başlık konunun ve ana düşüncenin özü olarak bulunmuş bir ögedir.


Paragraf sorularında başlığı doğru saptayabilmek için verilen başlıklardan hangisinin bütünü kucakladığına, hangisinin bütünle ilgili bilgi verdiğine bakmak gerekir.

 

 











2026/10/22

birsorubiryanıt / Kamil Baki - Tüm Yazılar

 

📌Üniversite sınavına hazırlanıyorum, günde ortalama kaç soru çözmeliyim? - Kamil Baki

📌Sınav Kaygısı ile Baş Etmenin Yolları - Kamil Baki

📌Sınav Sürecinde Anne Babalara Düşen Görev ve Sorumluluk - Kamil Baki

📌Askerliği, Meslek Olarak Seçmeyi Düşünmeyen Bir Öğrenci MSÜ'ye Girmeli mi? - Kamil Baki

📌Üniversite Sınavına Hazırlıkta Süreç Yönetimi - Kamil Baki

📌Anne Babalar Çocuk Eğitiminde Çocuğun Başarısına mı Yoksa Çocuğun Mutluluğuna mı Kendilerini Endekslemeli? - Kamil Baki

📌Anne ve Babanın Çocuklar Üzerindeki Rol Model Etkisi - Kamil Baki

📌Çocuk Eğitiminde Ödül–Ceza Dengesi ve Sağlıklı Ebeveynlik - Kamil Baki

📌Sınav Bitti, Şimdi Tercih Zamanı - Kamil Baki

📌Gençliği Cesaretlendirmek, Geleceği Aydınlatmaktır. - Kamil Baki

📌 Pek Bilinmeyen Hak: Merkezi Yerleştirme Puanıyla (MYP) Yatay Geçiş Nasıl Yapılır?

📌2026 TYT Türkçe Testi: Başarının Anahtarı, Anlamak ve Hızlı Okumak - Kamil Baki

📌Başarıya Giden Yolda Eğitimin Vazgeçilmez Unsurları - Kamil Baki

📌Öz Güven: Bir Çocuğa Bırakılabilecek En Değerli Miras - Kamil Baki

📌Bir Roman, Bir Toplum: Çalıkuşu'nun Değiştirici Gücü - Kamil Baki

📌Çocukların ve Gençlerin Başarısında Uykunun Önemi - Kamil Baki

📌İnsanı İnsana Anlatan İki Mucize: Anne ve Çocuk - Kamil Baki

📌En Zor Yüzleşme: Aynayı Kendimize Tutmak - Kamil Baki

📌Çocuk Susarsa, Gelecek Susar - Kamil Baki

📌"Benim Kızım Okuyacak!.." Bir Annenin Eğitime ve Geleceğe Bıraktığı Miras - Kamil Baki

📌Başarı Bilmekle Değil, Anlamakla Başlar: PISA’nın İşaret Ettiği Gerçek - Kamil Baki

📌Bir Deyim, Bir Hekim, Bir Hikaye: Marko Paşa - Kamil Baki

📌Edebiyat Eğitimi - Kamil Baki

📌Sınav Yolunda Öğrencinin En Büyük Yardımcılarından Biri: Spor - Kamil Baki

📌Çocuklar Bizi Dinlemiyor Sanırız Ama... - Kamil Baki

📌Türkçe, Bilim Dili de Edebiyat Dili de Sanat Dili de Olabilir - Kamil Baki

📌Sizin Kıyamadığınız Çocuğunuza Hayat Hiç Acımadan Kıyar - Kamil Baki

📌Başarıya Giden Yolda Birkaç Adım - Kamil Baki

📌Her Gün Kullandığımız Harika Bir Benzetme: İstiare - Kamil Baki

📌Bu Ne Yaman Çelişki Anne!.. Bir Köpek ve Bir İnsanlık Ayıbı - Kamil Baki

📌Bilgelik, Yanılabileceğini Bilmektir. - Kamil Baki

2026/10/20

Bilgelik, Yanılabileceğini Bilmektir. - Kamil Baki

“Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını almış.”

İnsan doğasına ayna tutan, düşündürücü bir söz…

Bir gözlem, bir izlenim, belki de insanlığın değişmeyen bir gerçeği…

İnsan, çoğu zaman kendi düşüncelerini doğru, kendi kararlarını yerinde, kendi mantığını ise en güvenilir yol olarak görür. Başkalarının söylediklerini dinlese bile zihninin bir köşesinde kendi yargılarına duyduğu güveni korur. Çünkü insan yalnızca düşünceleriyle değil; alışkanlıklarıyla, deneyimleriyle, inançlarıyla ve benliğiyle de karar verir.

Bu yüzden bazen en doğru fikir, insanın kendi fikrinin gölgesinde kalır. Daha iyisi söylense, daha sağlam gerekçeler ortaya konsa bile kişi, alıştığı düşünceden vazgeçmekte zorlanır.

Çünkü fikir değiştirmek, kimi zaman yalnızca bir düşünceden vazgeçmek değil, tam tersine insanın kendi yanılabilirliğiyle yüzleşmesidir.

Oysa düşünmek, yalnızca kendi aklının sesini dinlemek değil, başka akılların sesine de kulak verebilmektir. 

Gerçek bilgelik, her sorunun cevabını bildiğine inanmakta değil, bilmediklerinin farkına varabilmektedir.

İnsan, kendi aklını kullanmalı elbette. 

Ancak aklını bir hüküm makamına dönüştürmemeli; onu sorgulayan, araştıran, karşılaştıran ve gerektiğinde kendini düzeltebilen bir rehber olarak görmelidir.

Nitekim bir başka bilge söz, bu gerçeği yüzyıllardır hatırlatır bize:

“Bin bilsen de bir bilene danış.”

Bu söz, insanın kendi bilgisini küçümsemesini değil, bilgisinin sınırlarını tanımasını öğütler. 

Çünkü bilgi sahibi olmak başka, her şeyi bilmek başkadır; deneyim kazanmak başka, her durumda doğru karar vermek başkadır.

Bazen bir uzmanın bilgisi, bazen bir ustanın deneyimi, bazen de hiç beklemediğimiz bir insanın sade bir sözü, göremediğimiz bir gerçeği önümüze koyabilir.

Önemli olan, o gerçeğin kimden geldiğinden çok, ne söylediğini anlayabilmektir.

Üstelik danışmak, insanın iradesinden vazgeçmesi değildir. Aksine, kararını daha sağlam temellere oturtma çabasıdır.

Farklı düşünceleri dinlemek, olasılıkları değerlendirmek ve kendi yargısını yeniden gözden geçirmek, insanın aklını eksiltmez; onu geliştirir.

Ne var ki insan, özellikle tartışmalarda ve kriz anlarında, haklı olmaya doğru olmaktan daha fazla önem verir. Kendi düşüncesini savunurken gerçeği aramayı unutur. 

Bu yüzden çözülmesi gereken bir mesele, bir haklılık yarışına dönüşebilir.

Oysa hayat, kimin haklı çıktığından çok, hangi kararın daha doğru sonuçlar doğurduğuyla ilgilenir.

İnsan her zaman yanılabilir. Ne kadar bilgili, dikkatli veya tecrübeli olursa olsun, olayları eksik değerlendirebilir, yanlış çıkarımlarda bulunabilir, kendi önyargılarının etkisinde kalabilir.

Bunu kabul etmek bir zayıflık değil, olgunluğun başlangıcıdır.

Çünkü insanın büyüklüğü hiç yanılmamasında değil, yanıldığını fark ettiğinde kendisini düzeltebilmesindedir.

Belki de akılları pazara çıkarıldığında, herkesin yine kendi aklını seçmesinin nedeni budur:

İnsan, kendi düşüncesine yalnızca doğru olduğuna inandığı için değil, ona alıştığı ve onu kendisinin bir parçası saydığı için de bağlanır.

Oysa akıl, sahiplenilip başkalarına kapatılacak bir mülk değil; kullanıldıkça, sorgulandıkça ve başka akıllarla karşılaştıkça gelişen bir yetidir

İşte bu yüzden insan kendi aklına güvenmeli ama onu yanılmaz sanmamalıdır. 

Başkalarını dinlemeli ama her söyleneni de doğru kabul etmemelidir. 

Düşünmeli, sorgulamalı, danışmalı ve gerektiğinde düşüncellerini değiştirmekten çekinmemelidir.

Unutmamalıdır ki insan, bazen başkasının aklıyla kendi eksiğini tamamlar; bazen de kendi aklını sorgulayarak gerçeğe bir adım daha yaklaşır.

Sözün özü:

Gerçek bilgelik, kendi aklına sahip çıkarken başka akıllardan da öğrenebilmektir.

Ve insanın bu süreçte kendisine söyleyebileceği en dürüst sözlerden biri şudur:

“Yanılıyor olabilirim.”

Çünkü ne kadar bilirsek bilelim ne kadar dikkatli olursak olalım hayatın değişmeyen önemli gerçeklerinden biri "Beşer şaşar"dır.

Kamil BAKİ
Eğitimci-Yazar


⭐  Kamil Baki - Tüm Yazılar

2026/10/12

Kamil Baki - Dil ve Anlatım Bilgisi / Sıfatlarla (Ön Ad) İlgili Konu Anlatımları

 

🔸Sıfat tamlamaları başka bir adın sıfatı olabilir mi? - Kamil Baki

🔸Sıfatların türleri nelerdir? - Kamil Baki

🔸Adlaşmış sıfat nedir? Kamil Baki

🔸Soru sıfatı nedir? - Kamil Baki

🔸Sıfatlarda küçültme nasıl yapılır? - Kamil Baki

🔸Addan türemiş sıfat nedir? - Kamil Baki

🔸Küçültme sıfatı türeten ekler nelerdir? - Kamil Baki

🔸Küçültme adı ile küçültme sıfatı arasında ne fark vardır? - Kamil Baki

🔸Birleşik sıfat nedir? - Kamil Baki

🔸Sıfatlar yapıları bakımından kaça ayrılır? - Kamil Baki

🔸Eylemden türemiş sıfat nedir? - Kamil Baki

🔸Addan türemiş sıfat nedir? - Kamil Baki

🔸Türemiş sıfat nedir? - Kamil Baki

🔸Basit yapılı sıfat nedir? - Kamil Baki

🔸Aynı türden sıfatlar arasına hangi noktalama işareti konur? - Kamil Baki

🔸Sıfatlar kaça ayrılır? - Kamil Baki

🔸Belirtme sıfatı nedir? - Kamil Baki

🔸Niteleme sıfatı nedir? - Kamil Baki

🔸Pekiştirme sıfatı nedir? - Kamil Baki

🔸Sıfatın zarfı nedir? - Kamil Baki

🔸Adlaşmış sıfat nedir? - Kamil Baki

🔸Eylemden türemiş sıfat nedir? - Kamil Baki

🔸Kurallı birleşik sıfatlar nasıl yapılır? - Kamil Baki

🔸Sıfatlarda pekiştirme nasıl yapılır? - Kamil Baki


2026/10/10

Bu Ne Yaman Çelişki Anne!.. Bir Köpek ve Bir İnsanlık Ayıbı - Kamil Baki


Hani Ahmet Kaya, bir şarkısında haykırır ya:

“Bu ne yaman çelişki anne!..”

İşte tam da öyle bir şey bugün yaşadığım...

Bazen insanın karşısına öyle manzaralar çıkar ki uzun uzun düşünmeye, sayfalarca yazmaya gerek kalmaz. 

Bir görüntü, bir bakış, bir de insanın içine oturan o tuhaf duygu… her şeyi anlatmaya yeter.

Sabah kalktım. Giyindim. Hem biraz yürüyüş yapayım hem de evin eksiklerini alayım, diye çıktım dışarı.

Yürüyüşümü tamamlayıp markete yöneldim.

Kapının önünde küçük, sevimli bir köpek yatıyordu. Beni görünce doğruldu, birkaç adım atıp yanıma geldi. Gözlerimin içine baktı.

O bakışta anlamaya çalıştığım çok şey vardı.

Biraz mahcubiyet, biraz hüzün, biraz da tükenmemiş bir umut…

Sanki bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyordu. Belki de söyleyeceklerini anlatabilmek için elinde yalnızca gözleri kalmıştı.

“Tamam, bekle,” dedim. “Sana bir şeyler alıp geleceğim.”

Aceleyle markete girdim.

Havancağız açtı...

Dili vardı ama derdini anlatacak sözcükleri yoktu. 

Yine de anlatmak istediği her şey gözlerinden okunuyordu. 

İnsan bazen konuşanları dinleyerek değil, susanların gözlerine bakarak anlıyor hayatı.

Kendi alacaklarımı bir kenara bırakıp köpek maması aramaya başladım. İçimden de durmadan aynı şeyi geçiriyordum:

İnşallah vardır…

Evet, vardı.

Kedi ve köpek mamalarının bulunduğu reyonu görünce içim rahatladı. 

Bir paket mama alıp kasaya yöneldim. 

Bu kez adımlarım her zamankinden daha hızlıydı.

Ya gitmişse?,,

Ya beni beklemekten vazgeçmişse?,,

Dışarı çıktığımda hâlâ oradaydı.

Gitmemişti!..

İnsanlardan umudunu henüz kesmemişti...

Seslendim. Beni görür görmez koşa koşa yanıma geldi. 

Elimdeki mama paketini fark edince sevinçten ne yapacağını şaşırdı. 

Bir sağıma geçiyor, bir soluma… İki ayağının üzerine kalkmaya çalışıyor, kuyruğuyla sanki bütün dünyaya bir şeyler anlatıyordu.

O an, küçücük bir paket mamanın bir canlının dünyasında ne kadar büyük bir yer tutabileceğini daha iyi anladım.
.
Benim için sıradan bir alışverişti bu.

Onun içinse belki de günün en güzel olayı…

Marketin önündeki ağacın yanına geçtim. Paketi açıp mamayı önüne koydum.

O yemeye başladı.

Ben izledim.

Bir süre sonra başını kaldırdı. Gözlerimin içine baktı. Sanki teşekkür ediyordu. 

Belki de yalnızca karnını doyurmuş olmanın huzurunu yaşıyordu. 

Bilmiyorum.

Ama o bakışta, insanın bazen insanda bile bulamadığı bir içtenlik vardı.

Başını okşadım. 

Vedalaştık...

Elimde kalan mama paketini çöpe atmak için etrafıma baktım. Tam karşıda bir çöp kovası vardı. 

Yolu geçip çöp kovasının yanına gittim.

Ve bir anda olduğum yerde kaldım.

Gözlerime inanamadım.

Çöp kovasının çevresi çöplük olmuştu.

Yere saçılmış ambalajlar, kâğıtlar, plastikler, türlü türlü atıklar…

Belli ki gece burada vakit geçirenler, geride bıraktıkları çöpleri kovaya atmak zahmetinde bulunmamış; sağa sola savurup gitmişlerdi.

Başımı kaldırdım.

Bir, marketin önünde, karnını doyurmak için insanlardan medet uman o küçük köpeğe baktım...

Bir de birkaç adım ötede, kendi pisliğini bile toplama sorumluluğunu taşımayan insanları düşündüm...

Biri açlığını anlatamıyordu ama gözleriyle teşekkür ediyordu.

Diğerleri konuşabiliyor, düşünebiliyor, doğruyla yanlışı ayırt edebiliyor ama arkalarında bıraktıklarıyla hiçbir şey anlatmak istemiyorlardı sanki.

O küçük köpek, kendisine uzatılan bir kap mama karşısında sevincini, minnetini bir şekilde ifade etmeye çalışırken, bazı insanlar ise sahip oldukları bütün imkânlara rağmen yaşadıkları dünyaya karşı hiçbir sorumluluk duymuyorlardı.

O an çok şey söylemek mümkündü.

İnsanlıkla ilgili,. merhametle ilgili, vicdanla ilgili, görgüyle ilgili, sorumlulukla ilgili…

Çevre bilinciyle ilgili, birlikte yaşama kültürüyle ilgili…

Ama bazen sözcükler, insanın boğazında düğümlenip kalıyor.

Dudaklarımdan bir anda  şu sözler döküldü:

“Bu ne yaman çelişki anne!..”

Gerçekten de, "Sözcüklerle ifade edilemeyen bir çelişki!.."

Bir köpeğin gözlerinde insanlığı aramak…

İnsanların ardında bıraktığı çöplerde insanlığın tükenmişliğini görmek…

O sabah gördüğüm manzara, bana bir gerçeği yeniden hatırlattı:

Merhamet, yalnızca acı çekene el uzatmak değil; başkasının yaşamına, hakkına ve ortak dünyamıza saygı duymaktır.

Bir hayvanın karnını doyurmak güzeldir.

Elindeki çöpü yere atmamak da…

Bir canlının başını okşamak güzeldir.

Yaşadığın sokağı, parkı, ağacın altını kirletmemek de…

İnsan olmak, yalnızca yüreğimizin yumuşadığı anlarda ortaya çıkan bir duygu değildir. 

Kimsenin bizi görmediği, yaptıklarımız için kimsenin hesap sormadığı zamanlarda da sorumluluklarımızı yerine getirebilmektir.

Belki de insanlığın asıl ölçüsü budur.

Kimse görmüyorken ne yaptığımız…

Kimse uyarmıyorken nasıl davrandığımız…

Ve bize ait olmadığını düşündüğümüz bir yeri, aslında hepimize ait olduğunu bilerek koruyup korumadığımız…

O sabah küçük köpek karnını doyurdu. 

Ben de yoluma devam ettim.

Ama zihnimde o görüntü kaldı.

Bir yanda açlığını gözleriyle anlatan bir can…

Öte yanda sorumluluğunu unutmuş insanlar…

Ve ikisinin arasında bize , insan olmanın anlamını yeniden sorgulatan kısacık bir söz:

"Bu ne yaman çelişki anne!.."

Kamil BAKİ
Eğitimci-Yazar


⭐ Kamil Baki - Tüm Yazılar

2026/10/09

Her Gün Kullandığımız Harika Bir Benzetme: İstiare - Kamil Baki


İstiare…

Edebiyatta bir söz sanatı.

Adını duyunca öğrencilerin çoğunun yüzünde aynı ifade belirir:

“Yine zor bir konu…”

Açık istiare, kapalı istiare…

Terimler arttıkça konu büyür, büyüdükçe de öğrenmek zorlaşır.

Oysa istiare, belki de en çok kullandığımız söz sanatlarından biridir.

Sadece, adını bilmiyoruz belki.

Birine “Gülüm benim…” dediğimizde, karşımızdaki insanın gerçekten "gül" olmadığını elbette biliyoruz.

Ama onu güle benzetiyoruz.

Gülün güzelliğini, zarafetini, inceliğini sevdiğimiz insana taşıyoruz.

Üstelik “gül” sözcüğünü açıkça kullanıyoruz.

İşte bu yüzden açık istiare, diyoruz.

Bir çocuğa:

“Aslanım benim!” dediğimizde de aynı şeyi yapıyoruz.

Çocuğu aslana benzetiyor, aslanın gücünü ve cesaretini ona aktarıyoruz.

Benzettiğimiz varlığın adını söylediğimiz için yine açık istiare.

Peki ya benzettiğimiz varlığın adını söylemezsek?

İşte o zaman kapalı istiare karşımıza çıkıyor.

“İki yıldır kanımızı emdiler.”

Burada gerçekten kanımızın emilmesinden söz etmiyoruz.

Birilerinin bizi sömürmesini, üzerimizden geçinmesini anlatıyoruz.

Ama sömürenleri bir "vampir" ya da "sülük" diye adlandırmıyoruz.

Sadece onların davranışını kullanıyoruz:

"Kan emmek".

Benzetilen varlığın kendisi yok; izi, özelliği var.

İşte kapalı istiare.

Yine, “Aslanlarımız düşmanı denize döktü.” dediğimizde askerlerimizi aslana benzetmiş oluruz.

Askerlere “aslan” dediğimiz için açık istiare yapmış oluruz.

Ama “Askerlerimiz kükreyerek taarruza geçti.” dediğimizde aslanın adını söylemiyoruz.

Onun özelliğini söylüyoruz:

"Kükremek".

Bu kez kapalı istiare.

Aslında bütün mesele tek bir soruya indirgenebilir:

Benzettiğim şeyin adını söyledim mi?

Söylediysem "açık istiare".

Söylemedim, yalnızca onun bir özelliğini kullandıysam "kapalı istiare".

Bu kadar...

Fakat istiareyi yalnızca bir edebiyat terimi olarak görmek, onun asıl gücünü kaçırmaktır.

Çünkü dil yalnızca bilgi vermez.

Duygu taşır.

“Güzel bir insan.” dersiniz.

Bir bilgi vermiş olursunuz.

Ama, “Gülüm benim.” dediğinizde artık yalnızca güzellikten söz etmezsiniz.

Sevgi vardır o sözcüğün içinde.

Yakınlık vardır.

Zarafet vardır.

Bir “gül” sözcüğü, insanın taşıdığı duygularla büyür.

“Cesur çocuk.” dersiniz.

Sonra bir gün, “Aslanım benim!” dersiniz.

Bir hayvanın adı, bir çocuğun karakterine dönüşür.

İşte edebiyatın büyüsü tam burada başlar.

Sözcük gerçek anlamından uzaklaşır, anlamını kaybetmeden başka bir anlam kazanır.

Bir kelime, başka bir kelimenin ışığında parlar.

Belki de edebiyat öğretiminde en büyük yanılgılarımızdan biri, öğrencinin zaten bildiği şeyleri ona yalnızca terimlerle anlatmaktır.

“İstiare nedir?” diye sorulduğunda öğrenci susabilir.

Ama, “Gülüm benim.” dediğinizde hemen anlayabilir.

Çünkü o sözü hayatında duymuştur.

Belki kendisi bile kullanmıştır.

Demek ki bilmediği şey istiare değilmiş.

Sadece istiare kelimesiymiş.

Edebiyat bazen bize yeni bir şey öğretmez.

Zaten bildiğimiz, duyduğumuz, kullandığımız şeylerin adını koyar.

İstiare de bunlardan biridir.

Biz yıllardır sözcüklere başka anlamlar giydiriyoruz.

Birine "gül" diyoruz.

Birine "aslan".

Birinin bizi sömürdüğünü anlatmak için “kanımızı emiyor” diyoruz.

Ve farkında olmadan edebiyat yapıyoruz.

Çünkü dil, yalnızca konuştuğumuz kelimelerden oluşmaz.

Söylediklerimizin ardında bıraktığımız hayallerden de oluşur.

İstiare, işte o hayallerden biridir.

Sözcüğü yerinden çıkarır, başka bir yere koyar.

Ve bazen tek bir kelimeyle, uzun uzun anlatamayacağımız bir duyguyu anlatır.

Edebiyatın gücü de biraz budur:

"Az sözcükle çok şey söylemek"

Kamil BAKİ
Eğitimci-Yazar




⭐ / Kamil Baki - Tüm Yazılar




2026/10/08

Başarıya Giden Yolda Birkaç Adım - Kamil Baki


Hayatın içinde çoğu zaman durmadan koşuyoruz.

Sınava hazırlanan gençler derslerin arasında, üniversite öğrencileri gelecek kaygısının içinde, iş insanları toplantıların ve sorumlulukların arasında, yoğun çalışanlar bitmeyen işlerin peşinde…

Zaman yetmiyor...

Daha çok çalışmak, daha çok yetişmek, daha başarılı olmak istiyoruz.

Ama bazen başarının yolu daha fazla çalışmaktan değil, bir süre yürümekten geçiyor.

Çünkü yürümek yalnızca ayakların hareketi değildir.

Beden yürürken zihin de biraz nefes alır.

Bir yürüyüş, biriken yükleri hafifletebilir.

Düzenli yürüyüş kalbin ve damarların çalışmasına, tansiyonun dengelenmesine, kan şekerinin kontrolüne ve kolesterol düzeylerinin iyileştirilmesine katkıda bulunur.

Kasları çalıştırır, bedeni güçlendirir...

Kuşkusuz yürüyüşün yalnızca bedene dokunan bir tarafı yoktur.

Stresi ve zihinsel gerginliği azaltmaya, ruh hâlini iyileştirmeye, kaygıyı hafifletmeye ve uyku düzenini desteklemeye de yardımcı olur.

Bazen bedenimizin yorulduğunu düşünürüz.

Oysa yorulan yalnızca beden değildir.

Zihin de yorulur.

Ve zihnin de dinlenmeye ihtiyacı vardır.


Sınava hazırlanan gençler için…

Saatlerce masanın başında oturmak daha çok çalışmak anlamına gelmez.

Uzun süre hareketsiz kalmak dikkati ve zihinsel verimliliği azaltabilir.

Ders çalışmanın arasına konulacak kısa bir yürüyüş, zihne küçük bir mola verebilir.

Biraz temiz hava…
Biraz hareket…
Biraz sessizlik…

Sonra yeniden masaya dönmek.

Çünkü öğrenme süreci yalnızca ne kadar çalıştığımızla ilgili değil, zihnin ne kadar verimli çalıştığıyla da ilgilidir.


Üniversite öğrencileri için…

Üniversite yılları yalnızca derslerden ibaret değildir.

Yeni bir şehir, yeni insanlar, gelecek kaygısı, sınavlar, ilişkiler ve hayatın getirdiği belirsizlikler…

Bütün bunların arasında insan bazen kendisini kalabalıkların içinde yalnız hissedebilir.

Böyle zamanlarda yürümek, düşüncelerle baş başa kalmanın sağlıklı yollarından biri olabilir.

Bazen bir kampüs yolunda atılan birkaç yüz adım, insanın zihnindeki karmaşayı biraz olsun düzenler.


Yoğun çalışanlar için…

Günün tamamını masa başında, bilgisayar karşısında veya toplantılarda geçirmek bedenin ve zihnin ihtiyaçlarını unutturabilir.

Oysa gün içinde ayrılacak kısa yürüyüş molaları, yalnızca fiziksel hareket değildir,; bir çeşit zihinsel reset olarak düşünülebilir

İşten birkaç dakika uzaklaşmak, başka bir sokağa bakmak, gökyüzünü görmek, nefesi fark etmek…

Sonra işe daha açık bir zihinle dönmek.

Çünkü insan bir makine değildir.

Dinlenmeden çalışan bir zihin, bir süre sonra verimli düşünmekte zorlanır.


Sağlıklı yaşamak isteyenler için…

Sağlıklı yaşam bazen çok karmaşık anlatılır.

Özel programlar, pahalı ekipmanlar, ağır egzersizler…

Oysa sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri son derece basittir:

"Yürümek."

Her gün düzenli olarak yapılan orta tempolu bir yürüyüş; kalp-damar sağlığından metabolizmaya, bedensel dayanıklılıktan ruh hâline kadar yaşamın birçok alanına katkı sağlayabilir.

Üstelik bunun için özel bir salona ihtiyacımız yoktur.

Sağlıklı bir çift ayakkabı ve biraz zaman çoğu zaman yeterlidir.

Başarı yalnızca çok çalışmak değildir

Başarıyı yalnızca masada geçirilen saatlerle ölçmek büyük bir yanılgıdır.

İyi uyuyabilmek…
Dengeli beslenmek…
Hareket etmek…
Stresi yönetebilmek…
Zihni dinlendirebilmek…

Bütün bunlar başarının görünmeyen parçalarıdır.

Çünkü sağlıklı bir beden, berrak bir zihin ve dengeli bir ruh, insanın yapabileceklerinin sınırlarını genişletir.

Belki de bu yüzden yürümek, hayatın en sade ama en değerli alışkanlıklarından biridir.

Bir adım…
Sonra bir adım daha…

Bazen insan yürürken yalnızca bir yolu değil, kendi içindeki bir mesafeyi de aşar.

Kaygıdan sakinliğe…
Yorgunluktan dinginliğe…
Dağınıklıktan düşünceye…
Hareketsizlikten canlılığa…

Ve belki de başarısızlık korkusundan, yeniden deneme cesaretine…

Öyleyse bugün kendimize küçük bir iyilik yapın.

Dersin, işin, toplantının, sınavın, sorumlulukların arasından kendinize biraz zaman ayırın.

Telefonu cebimize koyun.
Kulaklığımızı çıkarın.
Mümkünse doğaya çıkın.

Ve yürüyün.

Çünkü hayatı değiştiren büyük kararlar değil, her gün atılan küçük ve kararlı adımlardır.

Unutmayalım:

Yürüyen beden güçlenir.
Dinlenen zihin berraklaşır.
Dengelenen ruh güç kazanır.

Ve güçlü bir bedenle berrak bir zihin, başarıya giden yolu daha sağlam kateder.

Eğitimci-Yazar