Öz güven; kişinin kendini olduğundan büyük görmesi değildir. Başkalarını küçümsemesi hiç değildir.
Ukalalık ya da kendini beğenmişlik ise öz güvenle karıştırılmaması gereken iki farklı davranıştır.
Gerçek öz güven, insanın kendini tanıması, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini bilmesi, hata yapmaktan korkmaması ve öğrenmeye açık olmasıdır.
Gerektiğinde “Bilmiyorum.” diyebilmesi, gerektiğinde de doğruları medeni bir şekilde savunabilmesidir.
Öz güvene sahip bir kişi, kendini her ortamda rahatlıkla ifade eder. Hakkını bilir ve savunur; başkasının hakkına da her zaman saygı duyar.
Fikirlerini korkmadan söyler, başarısıyla övünmek yerine çalışmasıyla örnek olur.
Yapılan araştırmalar öz güveni yüksek bireylerin yeni şeyler öğrenmeye daha istekli olduğunu, problem çözmede daha kararlı davrandığını göstermektedir.
Yine araştırmalar bu bireylerin başarısızlık karşısında daha kolay toparlandığını ve yaşam doyumlarının daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.
Öz güven, doğuştan gelen bir özellik değil; aile, okul ve sosyal çevrenin katkısıyla gelişen bir yaşam becerisidir.
Bu nedenle çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük hediyelerden biri, onların öz güvenlerini besleyen bir ortam oluşturmaktır.
Peki bunu nasıl başarabiliriz?
Öncelikle çocuklarımızı sürekli başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçmeliyiz.
Her çocuğun gelişim hızı, yeteneği ve ilgi alanı farklıdır. Sürekli kıyaslanan çocuk, zamanla kendi değerini başkalarının başarıları üzerinden ölçmeye başlar.
Bizler ebeveyn olarak çocuklarımızı yetiştirirken sadece sonucu değil emeği de takdir etmeli, çocuklarımızı çalışmalarından dolayı onurlandırmaktan hiçbir zaman vazgeçmemeliyiz.
Her fırsatta çocuklarımıza sorumluluk vermeli, onları kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler olarak yetiştirmeliyiz.
Kendi kararlarını verebilen, yaşına uygun görevleri yerine getiren çocuk, zamanla “Ben yapabilirim.” duygusunu geliştirir.
İşte öz güven tam da bu duygunun üzerine inşa edilir.
Bu süreçte öğretmenlerimize de önemli görevler düşmektedir.
Sınıfta hata yapmanın doğal olduğu bir öğrenme ortamı oluşturmak, her öğrencinin söz hakkı bulmasını sağlamak ve farklı yetenekleri görünür kılmak biz öğretmenlerin öncelikli görevleridir.
Öğretmenin bir öğrencisine söylediği cesaret verici tek bir cümlenin, çoğu zaman o öğrencinin hayatını değiştirdiğini hiçbir zaman unutmamalıyız.
Çocuk eğitimindeki en önemli noktalardan bir diğeri ise, çocuklarımıza koşulsuz sevildiğini hissettirmektir.
Başarı elbette önemlidir; ancak çocuk, sevgiyi sadece başarılı olduğunda hak ettiğini düşünürse öz güven değil, kaygı geliştirir.
Çocuk şunu bilmek zorundadır: “Ben yapmam gerekeni yapmalıyım; bu süreçte hata yapabilir, başarısız olabilirim. Bundan daha doğal bir şey yoktur.
Benim hata yapmam veya başarısız olmam durumumda ailemin bana bakışında kesinlikle herhangi bir değişiklik olmayacaktır.”
Gençlere ise gelecekleriyle ilgili şunları söyleyebiliriz:
"Kendine güven, başarıdan önce gelir. Cesaret eden insanlar hata yapabilir ama aynı zamanda öğrenir, gelişir ve sonunda başarır."
Sevgili gençler!..
Kitap okuyun.
Araştırın.
Bilimi takip edin.
Sanatla ilgilenin.
Spor yapın.
Üretin.
Soru sorun.
Merak etmekten vazgeçmeyin.
Çünkü bilgi, öz güvenin en sağlam temelidir. İnsan bildikçe korkuları azalır; ürettikçe kendine olan inancı artar.
Unutmayalım ki iyi bir birey olmak; yalnızca meslek sahibi olmak değildir. İyi bir birey; düşünen, sorgulayan, okuyan, araştıran, çalışan, üreten, sanattan ve bilimden beslenen, haklarını bilen, sorumluluklarını yerine getiren ve ülkesine değer katan iyi bir vatandaştır.
Çağlar değişir.
Teknoloji değişir.
Meslekler değişir.
Ama bazı değerler hiç değişmez:
"Güven.
Öz güven.
Çalışmak.
Üretmek.
Ve insan kalabilmek…"
Değerli anne ve babalar, çocuklarımızı öz güveni yüksek bireyler olarak yetiştirelim.
Çünkü onlara bırakabileceğimiz en büyük miras; para, makam ya da unvan değil, "kendilerine inanmayı öğrenmiş güçlü bir karakter"dir.
Geleceği değiştirecek olan da işte bu karakterdir.
