Başarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Başarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2026/10/08

Başarıya Giden Yolda Birkaç Adım - Kamil Baki


Hayatın içinde çoğu zaman durmadan koşuyoruz.

Sınava hazırlanan gençler derslerin arasında, üniversite öğrencileri gelecek kaygısının içinde, iş insanları toplantıların ve sorumlulukların arasında, yoğun çalışanlar bitmeyen işlerin peşinde…

Zaman yetmiyor...

Daha çok çalışmak, daha çok yetişmek, daha başarılı olmak istiyoruz.

Ama bazen başarının yolu daha fazla çalışmaktan değil, bir süre yürümekten geçiyor.

Çünkü yürümek yalnızca ayakların hareketi değildir.

Beden yürürken zihin de biraz nefes alır.

Bir yürüyüş, biriken yükleri hafifletebilir.

Düzenli yürüyüş kalbin ve damarların çalışmasına, tansiyonun dengelenmesine, kan şekerinin kontrolüne ve kolesterol düzeylerinin iyileştirilmesine katkıda bulunur.

Kasları çalıştırır, bedeni güçlendirir...

Kuşkusuz yürüyüşün yalnızca bedene dokunan bir tarafı yoktur.

Stresi ve zihinsel gerginliği azaltmaya, ruh hâlini iyileştirmeye, kaygıyı hafifletmeye ve uyku düzenini desteklemeye de yardımcı olur.

Bazen bedenimizin yorulduğunu düşünürüz.

Oysa yorulan yalnızca beden değildir.

Zihin de yorulur.

Ve zihnin de dinlenmeye ihtiyacı vardır.


Sınava hazırlanan gençler için…

Saatlerce masanın başında oturmak daha çok çalışmak anlamına gelmez.

Uzun süre hareketsiz kalmak dikkati ve zihinsel verimliliği azaltabilir.

Ders çalışmanın arasına konulacak kısa bir yürüyüş, zihne küçük bir mola verebilir.

Biraz temiz hava…
Biraz hareket…
Biraz sessizlik…

Sonra yeniden masaya dönmek.

Çünkü öğrenme süreci yalnızca ne kadar çalıştığımızla ilgili değil, zihnin ne kadar verimli çalıştığıyla da ilgilidir.


Üniversite öğrencileri için…

Üniversite yılları yalnızca derslerden ibaret değildir.

Yeni bir şehir, yeni insanlar, gelecek kaygısı, sınavlar, ilişkiler ve hayatın getirdiği belirsizlikler…

Bütün bunların arasında insan bazen kendisini kalabalıkların içinde yalnız hissedebilir.

Böyle zamanlarda yürümek, düşüncelerle baş başa kalmanın sağlıklı yollarından biri olabilir.

Bazen bir kampüs yolunda atılan birkaç yüz adım, insanın zihnindeki karmaşayı biraz olsun düzenler.


Yoğun çalışanlar için…

Günün tamamını masa başında, bilgisayar karşısında veya toplantılarda geçirmek bedenin ve zihnin ihtiyaçlarını unutturabilir.

Oysa gün içinde ayrılacak kısa yürüyüş molaları, yalnızca fiziksel hareket değildir,; bir çeşit zihinsel reset olarak düşünülebilir

İşten birkaç dakika uzaklaşmak, başka bir sokağa bakmak, gökyüzünü görmek, nefesi fark etmek…

Sonra işe daha açık bir zihinle dönmek.

Çünkü insan bir makine değildir.

Dinlenmeden çalışan bir zihin, bir süre sonra verimli düşünmekte zorlanır.


Sağlıklı yaşamak isteyenler için…

Sağlıklı yaşam bazen çok karmaşık anlatılır.

Özel programlar, pahalı ekipmanlar, ağır egzersizler…

Oysa sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri son derece basittir:

"Yürümek."

Her gün düzenli olarak yapılan orta tempolu bir yürüyüş; kalp-damar sağlığından metabolizmaya, bedensel dayanıklılıktan ruh hâline kadar yaşamın birçok alanına katkı sağlayabilir.

Üstelik bunun için özel bir salona ihtiyacımız yoktur.

Sağlıklı bir çift ayakkabı ve biraz zaman çoğu zaman yeterlidir.

Başarı yalnızca çok çalışmak değildir

Başarıyı yalnızca masada geçirilen saatlerle ölçmek büyük bir yanılgıdır.

İyi uyuyabilmek…
Dengeli beslenmek…
Hareket etmek…
Stresi yönetebilmek…
Zihni dinlendirebilmek…

Bütün bunlar başarının görünmeyen parçalarıdır.

Çünkü sağlıklı bir beden, berrak bir zihin ve dengeli bir ruh, insanın yapabileceklerinin sınırlarını genişletir.

Belki de bu yüzden yürümek, hayatın en sade ama en değerli alışkanlıklarından biridir.

Bir adım…
Sonra bir adım daha…

Bazen insan yürürken yalnızca bir yolu değil, kendi içindeki bir mesafeyi de aşar.

Kaygıdan sakinliğe…
Yorgunluktan dinginliğe…
Dağınıklıktan düşünceye…
Hareketsizlikten canlılığa…

Ve belki de başarısızlık korkusundan, yeniden deneme cesaretine…

Öyleyse bugün kendimize küçük bir iyilik yapın.

Dersin, işin, toplantının, sınavın, sorumlulukların arasından kendinize biraz zaman ayırın.

Telefonu cebimize koyun.
Kulaklığımızı çıkarın.
Mümkünse doğaya çıkın.

Ve yürüyün.

Çünkü hayatı değiştiren büyük kararlar değil, her gün atılan küçük ve kararlı adımlardır.

Unutmayalım:

Yürüyen beden güçlenir.
Dinlenen zihin berraklaşır.
Dengelenen ruh güç kazanır.

Ve güçlü bir bedenle berrak bir zihin, başarıya giden yolu daha sağlam kateder.

Eğitimci-Yazar


2026/08/25

Öz Güven: Bir Çocuğa Bırakılabilecek En Değerli Miras - Kamil Baki

                                              

Öz güven; kişinin kendini olduğundan büyük görmesi değildir. Başkalarını küçümsemesi hiç değildir. 

Ukalalık ya da kendini beğenmişlik ise öz güvenle karıştırılmaması gereken iki farklı davranıştır.

Gerçek öz güven, insanın kendini tanıması, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini bilmesi, hata yapmaktan korkmaması ve öğrenmeye açık olmasıdır. 

Gerektiğinde “Bilmiyorum.” diyebilmesi,  gerektiğinde de doğruları medeni bir şekilde savunabilmesidir.

Öz güvene sahip bir kişi, kendini her ortamda rahatlıkla ifade eder. Hakkını bilir ve savunur; başkasının hakkına da her zaman saygı duyar. 

Fikirlerini korkmadan söyler, başarısıyla övünmek yerine çalışmasıyla örnek olur.

Yapılan araştırmalar öz güveni yüksek bireylerin yeni şeyler öğrenmeye daha istekli olduğunu, problem çözmede daha kararlı davrandığını göstermektedir. 

Yine araştırmalar bu bireylerin başarısızlık karşısında daha kolay toparlandığını ve yaşam doyumlarının daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. 

Öz güven, doğuştan gelen bir özellik değil; aile, okul ve sosyal çevrenin katkısıyla gelişen bir yaşam becerisidir.

Bu nedenle çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük hediyelerden biri, onların öz güvenlerini besleyen bir ortam oluşturmaktır.

Peki bunu nasıl başarabiliriz?

Öncelikle çocuklarımızı sürekli başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçmeliyiz. 

Her çocuğun gelişim hızı, yeteneği ve ilgi alanı farklıdır. Sürekli kıyaslanan çocuk, zamanla kendi değerini başkalarının başarıları üzerinden ölçmeye başlar.

Bizler ebeveyn olarak çocuklarımızı yetiştirirken sadece sonucu değil emeği de takdir etmeli, çocuklarımızı çalışmalarından dolayı onurlandırmaktan hiçbir zaman vazgeçmemeliyiz. 

Her fırsatta çocuklarımıza sorumluluk vermeli, onları kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler olarak yetiştirmeliyiz.

Kendi kararlarını verebilen, yaşına uygun görevleri yerine getiren çocuk, zamanla “Ben yapabilirim.” duygusunu geliştirir. 

İşte öz güven tam da bu duygunun üzerine inşa edilir.

Bu süreçte öğretmenlerimize de önemli görevler düşmektedir. 

Sınıfta hata yapmanın doğal olduğu bir öğrenme ortamı oluşturmak, her öğrencinin söz hakkı bulmasını sağlamak ve farklı yetenekleri görünür kılmak biz öğretmenlerin öncelikli görevleridir. 

Öğretmenin bir öğrencisine söylediği cesaret verici tek bir cümlenin, çoğu zaman o öğrencinin hayatını değiştirdiğini hiçbir zaman unutmamalıyız.

Çocuk eğitimindeki en önemli noktalardan bir diğeri ise, çocuklarımıza koşulsuz sevildiğini hissettirmektir. 

Başarı elbette önemlidir; ancak çocuk, sevgiyi sadece başarılı olduğunda hak ettiğini düşünürse öz güven değil, kaygı geliştirir. 

Çocuk şunu bilmek zorundadır: “Ben yapmam gerekeni yapmalıyım; bu süreçte hata yapabilir, başarısız olabilirim. Bundan daha doğal bir şey yoktur. 

Benim hata yapmam veya başarısız olmam durumumda ailemin bana bakışında  kesinlikle herhangi bir değişiklik olmayacaktır.”

Gençlere ise  gelecekleriyle ilgili şunları söyleyebiliriz:

"Kendine güven, başarıdan önce gelir. Cesaret eden insanlar hata yapabilir ama aynı zamanda öğrenir, gelişir ve sonunda başarır."

Sevgili gençler!..

Kitap okuyun.

Araştırın.

Bilimi takip edin.

Sanatla ilgilenin.

Spor yapın.

Üretin.

Soru sorun.

Merak etmekten vazgeçmeyin.

Çünkü bilgi, öz güvenin en sağlam temelidir. İnsan bildikçe korkuları azalır; ürettikçe kendine olan inancı artar.

Unutmayalım ki iyi bir birey olmak; yalnızca meslek sahibi olmak değildir. İyi bir birey; düşünen, sorgulayan, okuyan, araştıran, çalışan, üreten, sanattan ve bilimden beslenen, haklarını bilen, sorumluluklarını yerine getiren ve ülkesine değer katan iyi bir vatandaştır.

Çağlar değişir.

Teknoloji değişir.

Meslekler değişir.

Ama bazı değerler hiç değişmez:

"Güven.

Öz güven.

Çalışmak.

Üretmek.

Ve insan kalabilmek…"

Değerli anne ve babalar, çocuklarımızı öz güveni yüksek bireyler olarak yetiştirelim.

Çünkü onlara bırakabileceğimiz en büyük miras; para, makam ya da unvan değil, "kendilerine inanmayı öğrenmiş güçlü bir karakter"dir.

Geleceği değiştirecek olan da işte bu karakterdir.