deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2026/09/09

En Zor Yüzleşme: Aynayı Kendimize Tutmak - Kamil Baki

Toplum olarak eleştirilmekten pek hoşlanmıyoruz.

Kim hoşlanır ki diyebilirsiniz.
Kuşkusuz doğru; eleştirilmekten, gerçeklerle yüzleşmekten hiç kimse hoşlanmaz.
Özellikle de biz.
Çünkü mükemmel bir insan olarak, daha doğrusu mükemmel bir insan olduğumuza inandırılarak yetiştirilmişiz; ne yapalım, bu bizim suçumuz değil, sadece acı bir gerçeğimiz.

Geçmişimize baktığımızda hep annemizin, babamızın en güzeli, en yakışıklısı olmuşuzdur.
Dünyanın gelmiş geçmiş ilk ve son harikası, en mükemmel varlığı…
Hele okula başlayınca okulun en akıllısı, en çalışkanı…hatta, geleceğin en büyük dahisi…
Bu olgu bu şekilde süregelmiştir bizim toplumumuzda hep.
Belki daha yıllarca böyle gidecek…
Baksanıza atasözlerimize bile girmiş: Kargaya yavrusu, kuzgun görünür.
Aksini söylerseniz vay halinize…

Sakın yanlış anlaşılmasın, bu süreçte kesinlikle hiçbir art niyet yoktur.
Hatta, bu davranışın aşırı sevgiden kaynaklanan bir iyi niyet olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.

Çocuk, bir ailenin en değerli varlığıdır kuşkusuz.
Bu konuda tüm anne babalarla hemfikirim.
Neyimiz varsa onlar için.
Yaşamımızın tek gayesi, mutluluğumuzun tek kaynağı…

Herkes bu gerçeği bilir ve bu gerçeğe göre hareket eder.
Bakın çevrenize, akrabalar, dostlar, komşular, annenizle babanızla uzak yakın temas içinde olan herkes…
Onlar da aynı süreçten geçmiştir çünkü.
Onlar da çocuklarını yetiştirirken aşağı yukarı aynı davranışları sergilemişlerdir.
Bunları bildikleri için, hiç itiraz etmeden günü geldiğinde üstlerine düşen rolü hemen üstleniverirler. Hatta, daha fazlasını bile…
Vallahi oğlunuz harika…
Kim ne derse desin kızınız mükemmel…
Tüü tüü maşallah…
Allah nazardan saklasın…
Eğer ben bir şeyler biliyorsam, çook büyük adam olacak bu çocuk…

Ve sonuçta bizim tarafımızdan şişirilmiş, her an patlamaya hazır bir balon.
Bir tek iğne darbesi…
Tıssss.
Sonuç: Hüsran.

İşte bu yüzden kaçışımız gerçeklerden.
İşte bu yüzden kaçışımız kendi gerçeğimizden.
İşte bu yüzden soramayışımız kendimize, ben neyim, gerçek gücüm, hacmim ne, diye.

Ancak sormak, önce kendimizi tanımak zorundayız.
Gözlerimizi, başkalarına değil; kendimize çevirmek zorundayız.
Hatalarımızı, yanlışlarımızı, eksiklerimizi görmek ve düzeltmek zorundayız.
Biz düzelirsek dünya düzelir, biz değişirsek dünya güzelleşir daha yaşanır olur..

Haydi o zaman önce kendimizi sonra dünyayı yeniden yaratmaya.




2017/12/01

Açın Şimdi Avuçlarınızı / Kamil Baki



Hani hep bize derler ya, ''Oku, büyük adam ol.''
Yalandır, boştur, anlamsızdır aslında söylenen bu söz.
Okumakla büyük adam olunmuyor canım kardeşim.
Olunmuyor inan bana.

Eğer öyle olsaydı dünya güllük gülistanlık olurdu çoktan.


Çevrene bir bak!

Okuyor, herkes okuyor.

Kaç kişiyi değiştiriyor okudukları?

Kaç kişi okuduğu kitaptan sonra farklı bir insan olarak çıkıyor karşımıza.

Demek ki olmuyor, okumakla adam olunmuyor.


Ha, yanlış anlaşılmasın sözlerim.

Okumayın demiyorum; tam tersine okuyun, okuyun, okuyun tüm varlığınızla okuyun.

Ama, büyük adam olmak için okumayın.

Okumak için okuyun.
Bir gereksinim olduğu için okuyun.
Okumanın ekmek gibi su gibi bir gereksinim olduğunu bilerek okuyun.

Öncelikle kafanızdan şu ''büyük adam olmak'' sözünü bir çıkarın.

Hatta tüm belleğinizden söküp atın sonsuza kadar.
Bu dünyada ''büyük adamlar'' yok çünkü.

Bırakın koca koca insanların size yön verme amaçlı sözlerini bir kenara.


Hemen kapınızı açıp bahçenize çıkın.

Bahçeniz yoksa kendinizi sokağa atın.
Yürüyün, koşun...
Sağınıza, solunuza bakın.
Derin derin soluk alın.
İlk gördüğünüz çiçeğin yanında durup o çiçeğin adını haykırın yüzlerce, binlerce kendinize... Dünyaya...
Ciğerleriniz yırtılıncaya kadar koklayın o çiçeği; kokusunu duymaya, rengini, şeklini beyninize nakşetmeye çalışın.
Onu besleyen su, hava, toprak olmayı düşleyin yüreğinizde.

Sonra başınızı gökyüzüne kaldırıp gözlerinizle bir kuş aramaya başlayın gökyüzünde.

Gözünüze ilişen ilk kuşla birlikte kanat çırpmaya başlayın bilmediğiniz şehirlere, ülkelere.
Uçun, uçun hiçbir şey düşünmeden...

Ve yüreğinizdeki serçeyi avuçlarınız arasına alıp öpün, okşayın.

Avuçlarınızı yavaş yavaş açın şimdi...

Merak etmeyin her şey çok güzel olacak!