Kadın ve Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın ve Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2026/09/11

"Benim Kızım Okuyacak!.." Bir Annenin Eğitime ve Geleceğe Bıraktığı Miras - Kamil Baki

“Kızlar okumaz!..”

Ne kadar bildik bir söz...

Kimi zaman bir evin kapısında, kimi zaman bir köy odasında, kimi zaman bir babanın, bir dedenin, bir komşunun ağzında dolaşan; söylenirken belki sıradan görünen ama bir kız çocuğunun geleceğinin önüne kocaman bir duvar gibi dikilen bir söz…

Benim annem de duydu bu sözü.

Ama o, bu sözün karşısında başını eğmedi.

Dimdik durdu.

Ve dedi ki:

“Benim kızım okuyacak!..”

Belki okuma yazmayı yeterince bilmiyordu annem.

Ama o, hayatı biliyordu.

Yoksulluğu biliyordu.

Cehaletin insanın önüne nasıl duvarlar ördüğünü biliyordu.

Bir insanın kendi ayakları üzerinde durabilmesinin ne büyük bir özgürlük olduğunu biliyordu.


Kendi okuyamamışlığının acısını yaşıyordu sürekli içinde.

Ama o acının, çocuklarının da kaderi olmasını istemiyordu.


“Ben okumadım da ne oldu?” diyordu.

“Bu yaşımda okumayı öğrenmeye çalışıyorum. Öğrendiğim kadarıyla gazete, kitap okuyorum."


Sonra sözü yalnız kızlarına değil, tüm insanımıza yöneliyordu:

“Bu işin erkeği de yok, kadını da.

Yaşlısı da yok, genci de...


Herkes okumalı.

Herkes dünyanın ne olduğunu öğrenmeli.”


Ne büyük bir sözdü bu!..


İlkokulu bile okuyamamış bir annenin ağzından çıkan, belki bir profesörün kürsüsünden söylenmiş kadar güçlü bir eğitim manifestosu…


"Herkes okumalı."

Çünkü okumak dünyayı anlamaktır.

İnsanı anlamaktır.

Hakkını bilmek, haksızlığa karşı çıkabilmektir.

Kendi hayatının ipini başkasının eline bırakmamak, ve en önemlisi, çocuklarına daha güzel bir dünya bırakabilmektir.


Annem bunu biliyor, ve bu yüzden çocuklarının okumasını istiyordu.


"Okusunlar ki iyi evlatlar yetiştirsinler."

Onlar da daha iyi evlatlar yetiştirsinler.

Ailelerine, ülkelerine, insanlığa hizmet etsinler.

Kimseye muhtaç olmadan, kendi alın terleriyle, kendi emekleriyle, kendi ayakları üzerinde huzur içinde yaşasınlar.


Dünya denilen bu büyük bahçede onların da bir ağacı...

Bir çiçeği…

Bir gülü…

Bir gölgesi…

Bir izi olsun.


Ve annem o gün tüm kararlılığıyla ifade etti: 

“Benim kızım okuyacak!..”


Ablam okudu.

Öğretmen oldu.


Başta kendi çocukları olmak üzere binlerce çocuğun hayatına dokundu.

Bir çocuğun elinden tuttu.

Bir başkasına kitap verdi.

Bir diğerine yol gösterdi.


Belki adını hiç hatırlamadığı birçok öğrenci için ışık olmaya çalıştı.

Gün geldi o ışıklar büyüdü kendi çevrelerini aydınlattı.


Öğretmenlik aslında biraz da bu değil mi?..

"Daha güzel bir dünya için yeni mumlara ışık olmak"


Ablam da öyle yaptı...


Annemin “Benim kızım okuyacak!” sözü, gün geldi sınıflarda binlerce çocuğa ulaşan bir sese dönüştü.


Sonra annem ikiz kızlarını da okuttu.

Biri mühendis oldu.

Üniversite öğrencileri için okul yaptı.

Yurt yaptı.

Bir annenin küçük evinde başlayan eğitim mücadelesi, yıllar sonra başka gençlerin eğitimine kapı açan yapılara dönüştü.


Diğeri vergi dairesinde müdür yardımcısı oldu.

“Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” diyerek ülkesine hizmet etti.


Böylece annemin kızları yalnızca kendi hayatlarını değiştirmediler.

Ülkenin geleceğine de kendi güçleri oranında katkıda bulundular.


Peki annemin erkek çocukları?..

Onlar da okudu.

İyi insan, iyi vatandaş olmak için mücadele ettiler.


Babam ise bu hikâyenin sessiz kahramanlarından biriydi.

Hep annemin yanında durdu.

Onun mücadelesine omuz verdi.

Evlendiğinde lise mezunu olan o insan, üç çocuktan sonra üniversiteyi bitirdi.


Demek ki okumak için hiçbir zaman “geç” değilmiş.

Demek ki insan isterse yılların önüne geçebiliyormuş.

Demek ki bir annenin küçücük bir cümlesi, bir ailenin kaderini değiştirebiliyormuş.


Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum:

Bir insanın hayatını değiştirmek için bazen büyük sözlere, büyük makamlara, büyük servetlere ihtiyaç yok.


Bazen bir annenin kararlılığı...

Bazen bir babanın desteği…

Bazen bir öğretmenin sabrı…

Bazen bir kitabın sayfası…

Bazen de bir çocuğa söylenen tek bir cümle, hayatın akışını değiştirebiliyor.


“Benim kızım okuyacak!..”


Eğitim, gerçek anlamda herhangi bir okuldan alınmış bir diploma değildir.

Eğitim, insanın kendisine verilen hayatı anlamlandırma çabasıdır.

Bir çocuğa “Sen de yapabilirsin.” diyebilmektir.

Bir kadının kendi kararlarını verebilmesini sağlamaktır.

Bir erkeğe dünyaya fiziki güçle değil, akılla ve vicdanla bakmayı öğretmektir.

Bir toplumun karanlığını biraz olsun aydınlatmaktır.


Bu yüzden “Kızlar okumaz!” diyenlere karşı söylenecek en güzel söz hâlâ aynıdır:

Kızlar okuyacak.

Erkekler de okuyacak.

Çocuklar okuyacak.

Kadınlar okuyacak.

Yaşlılar okuyacak.

Gençler okuyacak.

Herkes okuyacak...


Çünkü okumak kimsenin ayrıcalığı değildir, olamaz, olmamalıdır da.

Okumak; ekmek gibi, su gibi, hava gibi herkesin en doğal hakkıdır.


Bir toplumda kız çocuklarının önüne “sen okuyamazsın” diye duvar örüldüğünde yalnızca o çocuğun geleceği değil, tüm toplumun geleceği karartılmaktadır aslında.


Çünkü bugün okul sıralarında oturan kız çocukları, yarının öğretmenleri, mühendisleri, doktorları, bilim insanları, anneleri, yöneticileri, sanatçıları ve yurttaşlarıdır.

Onların ellerindeki kalem, yalnızca bir kalem değil, bir ülkenin geleceğine uzanan bir köprüdür.


Benim annem okuma yazmayı geç öğrendi.

Ama hayatın en önemli cümlesini birçok kişiden önce gördü ve söyledi:

"Herkes okumalı."


Çünkü insan bilmeden özgürleşemez.

Bilmeden hakkını savunamaz.

Bilmeden dünyayı değiştiremez.


Ve o, kendi okuyamamışlığının sınırlarını aşıp çocuklarının önünü açmayı seçti.

Kendi hayatında kapanan bir kapıyı, çocukları için açtı.


O kapıdan önce ablam geçti.

Sonra ikiz kızları…

Sonra erkek evlatları…

Daha sonra onların yetiştirdiği çocuklar geçti.


İşte eğitim biraz da budur.

Bir annenin evinde yakılan küçük bir kandilin, yıllar sonra binlerce insanın yolunu aydınlatmasıdır.

Bir insanın elindeki bir meşalenin, diğer insanların hayatlarına ışık olmasıdır.


Bugün anneme bir şey söyleyebilseydim, sanırım yalnızca şunu söylerdim:

“Anne, sen haklıydın.”

Senin kızların okudu.

Ve dünya biraz daha güzelleşti.


Senin çocukların okudu.

Ve senin açtığın yol, senden sonra gelenlere çok değerli bir miras oldu.


Sen belki okul sıralarında oturamadın.

Ama çocuklarının hayatına bir okul kurdun.


Belki çok kitap okuyamadın.

Ama çocuklarına hayatın en önemli kitabını açtın.


Ve o kitabın ilk cümlesi şuydu:

“Benim kızım okuyacak!..”


İyi ki söyledin anne.

İyi ki o sözü duyduğunda susturmadın kendini.

İyi ki başını eğmedin...


Ve ben şimdi daha iyi anlıyorum ki bir annenin ayağa kalkışı, bir ailenin ayağa kalkışıdır.


Bir kız çocuğunun eline verilen bir kitap, bir kuşağın kaderini değiştirir.

Bir annenin söylediği tek bir cümle, yıllar sonra bir ailenin değil, bir toplumun geleceğine dönüşür: