çocukların konuşması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukların konuşması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2026/09/10

Çocuk Susarsa, Gelecek Susar - Kamil Baki

Bazen yetişkin olmak, acele etmektir.


Yetişecek işler…

Bitirilecek telefon konuşmaları…

Ödenecek faturalar…

Çözülecek sorunlar…


Bütün bunların arasında küçük bir ses yükselir.

“Anne, biliyor musun bugün ne oldu?”

Tam o anda sabrımız tükenir.

“Sus…”

“Yeter artık…”

“Tamam, anladım.”

“Şimdi değil.”


Bu cümleler çoğu zaman kötü niyetle söylenmez.

Yorgunluktan söylenir.

Yoğunluktan söylenir.

Hayatın telaşından söylenir.


Ama çocuk, niyeti değil; duyduğu sözü hatırlar.


Bir anne olarak…

Bir baba olarak…

Bir öğretmen…

Bir abi…

Bir abla…

Bir büyükanne ya da büyükbaba olarak…

Farkında olmadan çocukların en kıymetli özgürlüğünü kısıtlayabiliyoruz.


Çünkü çocuk için konuşmak, yalnızca kelimeleri art arda dizmek değildir.


Konuşmak; nefes almak gibidir.

Su içmek gibidir.

Ekmek yemek gibidir.


Konuşmak, çocuğun dünyayı tanıma biçimidir.


Gelişim psikolojisi ve dil gelişimi üzerine yapılan araştırmalar, çocukların beyin gelişiminin sosyal etkileşim ve karşılıklı konuşmalarla büyük ölçüde desteklendiğini gösteriyor. Çocuk ne kadar çok dinlenir, ne kadar çok soru sorabilir ve cevap alabilirse; kelime hazinesi, düşünme becerisi, problem çözme yeteneği ve duygularını yönetme kapasitesi de o ölçüde gelişiyor.

Her cevaplanan soru, beyninde yeni bir pencere açıyor.

Her sabırla dinlenen cümle, özgüvenine yeni bir tuğla koyuyor.

Her “Seni dinliyorum.” sözü, karakterinin temelini biraz daha sağlamlaştırıyor.


Çocuk konuşurken aslında sadece konuşmaz.

Merak eder.

Hayal kurar.

Bağ kurar.

Öğrenir.

Yanılır.

Tekrar dener.

Hayatı prova eder.


Bir çocuğun bitmek bilmeyen “Neden?” soruları, aslında insanlığın, bütün bilim tarihinin başlangıcıdır.


Bugün laboratuvarlarda çalışan bilim insanlarını, gökyüzünü inceleyen astronomları, yeni ilaçlar geliştiren doktorları, köprüler yapan mühendisleri çocukluklarında diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri; soru sormaktan vazgeçmemeleridir.


Merakın sustuğu yerde öğrenme de susar.

Öğrenmenin sustuğu yerde gelişme durur.

Gelişmenin durduğu yerde ise toplum yavaş yavaş çoraklaşır.


Elbette çocuk her istediği anda, sınırsızca konuşamayabilir.


Çocuk, dinlemeyi de öğrenmelidir.

Sıra beklemeyi de…

Başkalarının söz hakkına saygı duymayı da…


Fakat bunları öğretmenin yolu onu susturmak değil, konuşmanın da dinlemenin de bir adabı olduğunu sevgiyle göstermektir.


Çünkü sürekli susturulan bir çocuk, zamanla yalnızca konuşmaktan vazgeçmez.

Soru sormaktan vazgeçer.

Hayal kurmaktan vazgeçer.

Fikir üretmekten vazgeçer.

Kendine güvenmekten vazgeçer.


Ve en acısı…

Bir gün gerçekten sessizleşir.

İşte o sessizlik, ilk anda kulağa huzur gibi gelebilir.


Oysa bazen en büyük gürültü, konuşamayan bir çocuğun içindedir.

Unutmamalıyız ki çocuklar bugünün misafiri değildir.

Yarının öğretmeni, hâkimi, sanatçısı, işçisi, çiftçisi, doktoru, mühendisi, yöneticisi, yazarı ve anne babasıdır.

Bugün onların sesini kısmak, yarının sesini kısmaktır.


Bir toplumun gerçek zenginliği ne altınıdır ne petrolüdür ne de gökdelenleridir.

Gerçek zenginliği; korkmadan konuşabilen, düşüncesini ifade edebilen, soru sorabilen ve dinlenildiğini bilen çocuklarıdır.


Çocuk konuşursa ev canlanır.

Çocuk konuşursa okul canlanır.

Çocuk konuşursa sokak canlanır.

Çocuk konuşursa umut çoğalır.

Çocuk konuşursa gelecek filizlenir.


Ama çocuk susarsa…

Önce ev sessizleşir.

Sonra okul.

Sonra şehir.


Ve gün gelir…

Koskoca bir ülke, yağmur bekleyen çorak bir toprağa döner.


Çocukların sesini kısmayalım.

Bırakın cümleleri uzasın.

Soruları çoğalsın.

Hayalleri taşsın.


Çünkü bir çocuğun sesi, yalnızca bugünü değil; yarını da inşa eder.