Felsefi Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Felsefi Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2026/10/10

Bu Ne Yaman Çelişki Anne!.. Bir Köpek ve Bir İnsanlık Ayıbı - Kamil Baki


Hani Ahmet Kaya, bir şarkısında haykırır ya:

“Bu ne yaman çelişki anne!..”

İşte tam da öyle bir şey bugün yaşadığım...

Bazen insanın karşısına öyle manzaralar çıkar ki uzun uzun düşünmeye, sayfalarca yazmaya gerek kalmaz. 

Bir görüntü, bir bakış, bir de insanın içine oturan o tuhaf duygu… her şeyi anlatmaya yeter.

Sabah kalktım. Giyindim. Hem biraz yürüyüş yapayım hem de evin eksiklerini alayım, diye çıktım dışarı.

Yürüyüşümü tamamlayıp markete yöneldim.

Kapının önünde küçük, sevimli bir köpek yatıyordu. Beni görünce doğruldu, birkaç adım atıp yanıma geldi. Gözlerimin içine baktı.

O bakışta anlamaya çalıştığım çok şey vardı.

Biraz mahcubiyet, biraz hüzün, biraz da tükenmemiş bir umut…

Sanki bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyordu. Belki de söyleyeceklerini anlatabilmek için elinde yalnızca gözleri kalmıştı.

“Tamam, bekle,” dedim. “Sana bir şeyler alıp geleceğim.”

Aceleyle markete girdim.

Havancağız açtı...

Dili vardı ama derdini anlatacak sözcükleri yoktu. 

Yine de anlatmak istediği her şey gözlerinden okunuyordu. 

İnsan bazen konuşanları dinleyerek değil, susanların gözlerine bakarak anlıyor hayatı.

Kendi alacaklarımı bir kenara bırakıp köpek maması aramaya başladım. İçimden de durmadan aynı şeyi geçiriyordum:

İnşallah vardır…

Evet, vardı.

Kedi ve köpek mamalarının bulunduğu reyonu görünce içim rahatladı. 

Bir paket mama alıp kasaya yöneldim. 

Bu kez adımlarım her zamankinden daha hızlıydı.

Ya gitmişse?,,

Ya beni beklemekten vazgeçmişse?,,

Dışarı çıktığımda hâlâ oradaydı.

Gitmemişti!..

İnsanlardan umudunu henüz kesmemişti...

Seslendim. Beni görür görmez koşa koşa yanıma geldi. 

Elimdeki mama paketini fark edince sevinçten ne yapacağını şaşırdı. 

Bir sağıma geçiyor, bir soluma… İki ayağının üzerine kalkmaya çalışıyor, kuyruğuyla sanki bütün dünyaya bir şeyler anlatıyordu.

O an, küçücük bir paket mamanın bir canlının dünyasında ne kadar büyük bir yer tutabileceğini daha iyi anladım.
.
Benim için sıradan bir alışverişti bu.

Onun içinse belki de günün en güzel olayı…

Marketin önündeki ağacın yanına geçtim. Paketi açıp mamayı önüne koydum.

O yemeye başladı.

Ben izledim.

Bir süre sonra başını kaldırdı. Gözlerimin içine baktı. Sanki teşekkür ediyordu. 

Belki de yalnızca karnını doyurmuş olmanın huzurunu yaşıyordu. 

Bilmiyorum.

Ama o bakışta, insanın bazen insanda bile bulamadığı bir içtenlik vardı.

Başını okşadım. 

Vedalaştık...

Elimde kalan mama paketini çöpe atmak için etrafıma baktım. Tam karşıda bir çöp kovası vardı. 

Yolu geçip çöp kovasının yanına gittim.

Ve bir anda olduğum yerde kaldım.

Gözlerime inanamadım.

Çöp kovasının çevresi çöplük olmuştu.

Yere saçılmış ambalajlar, kâğıtlar, plastikler, türlü türlü atıklar…

Belli ki gece burada vakit geçirenler, geride bıraktıkları çöpleri kovaya atmak zahmetinde bulunmamış; sağa sola savurup gitmişlerdi.

Başımı kaldırdım.

Bir, marketin önünde, karnını doyurmak için insanlardan medet uman o küçük köpeğe baktım...

Bir de birkaç adım ötede, kendi pisliğini bile toplama sorumluluğunu taşımayan insanları düşündüm...

Biri açlığını anlatamıyordu ama gözleriyle teşekkür ediyordu.

Diğerleri konuşabiliyor, düşünebiliyor, doğruyla yanlışı ayırt edebiliyor ama arkalarında bıraktıklarıyla hiçbir şey anlatmak istemiyorlardı sanki.

O küçük köpek, kendisine uzatılan bir kap mama karşısında sevincini, minnetini bir şekilde ifade etmeye çalışırken, bazı insanlar ise sahip oldukları bütün imkânlara rağmen yaşadıkları dünyaya karşı hiçbir sorumluluk duymuyorlardı.

O an çok şey söylemek mümkündü.

İnsanlıkla ilgili,. merhametle ilgili, vicdanla ilgili, görgüyle ilgili, sorumlulukla ilgili…

Çevre bilinciyle ilgili, birlikte yaşama kültürüyle ilgili…

Ama bazen sözcükler, insanın boğazında düğümlenip kalıyor.

Dudaklarımdan bir anda  şu sözler döküldü:

“Bu ne yaman çelişki anne!..”

Gerçekten de, "Sözcüklerle ifade edilemeyen bir çelişki!.."

Bir köpeğin gözlerinde insanlığı aramak…

İnsanların ardında bıraktığı çöplerde insanlığın tükenmişliğini görmek…

O sabah gördüğüm manzara, bana bir gerçeği yeniden hatırlattı:

Merhamet, yalnızca acı çekene el uzatmak değil; başkasının yaşamına, hakkına ve ortak dünyamıza saygı duymaktır.

Bir hayvanın karnını doyurmak güzeldir.

Elindeki çöpü yere atmamak da…

Bir canlının başını okşamak güzeldir.

Yaşadığın sokağı, parkı, ağacın altını kirletmemek de…

İnsan olmak, yalnızca yüreğimizin yumuşadığı anlarda ortaya çıkan bir duygu değildir. 

Kimsenin bizi görmediği, yaptıklarımız için kimsenin hesap sormadığı zamanlarda da sorumluluklarımızı yerine getirebilmektir.

Belki de insanlığın asıl ölçüsü budur.

Kimse görmüyorken ne yaptığımız…

Kimse uyarmıyorken nasıl davrandığımız…

Ve bize ait olmadığını düşündüğümüz bir yeri, aslında hepimize ait olduğunu bilerek koruyup korumadığımız…

O sabah küçük köpek karnını doyurdu. 

Ben de yoluma devam ettim.

Ama zihnimde o görüntü kaldı.

Bir yanda açlığını gözleriyle anlatan bir can…

Öte yanda sorumluluğunu unutmuş insanlar…

Ve ikisinin arasında bize , insan olmanın anlamını yeniden sorgulatan kısacık bir söz:

"Bu ne yaman çelişki anne!.."

Kamil BAKİ
Eğitimci-Yazar


⭐ Kamil Baki - Tüm Yazılar

2026/09/08

İnsanı İnsana Anlatan İki Mucize: Anne ve Çocuk - Kamil Baki

Çocuk büyür.

Herkes, büyüyen yalnızca çocuğun bedeni sanır. 

Oysa görünmeyen bir yerde, sessizce büyüyen bir başkası daha vardır: Anne.


Çocuk her yeni adım attığında, anne kendi geçmişine doğru bir adım daha iner. Çocuğunun yüzünde kendi çocukluğunu görür; korkularını, sevinçlerini, kırgınlıklarını, eksik kalmış sarılışlarını yeniden yaşar. 

Dün anlam veremediği birçok davranış, bugün çocuğunun gözlerine bakarken anlam kazanır.


Çocuk büyür.

Anne, yaşadığı ama anlayamadığı çocukluğunu yeniden yaşamaya başlar. 

Bir zamanlar kendisine ağır gelen kuralların ardındaki endişeyi, sert sandığı seslerin içindeki merhameti, sustuğu gecelerin arkasındaki yorgunluğu fark eder.

İnsan bazen kendi hayatını, yaşayarak değil; evladının hayatını izleyerek anlar.


Çocuk büyür.

Anne, değerini bilemediği yılların kıymetini öğrenir. 

Zamanın, ne kadar cömert görünse de aslında ne kadar cimri olduğunu fark eder. 

Bir gün, bitmeyecek sandığı uykusuz gecelerin, küçücük avuçların elini sımsıkı tuttuğu yürüyüşlerin, “anne” diye seslenen ilk kelimenin, aslında ömür boyu özlenecek birer hatıra olduğunu tüm bedeninde hisseder.

Çünkü zaman, yaşanırken sıradan; yaşandıktan sonra mucizedir.


Çocuk büyür.

Ve anne, yıllar önce kendi annesinin söylediği o cümlenin içine ilk kez gerçekten girer:


“Beni bir gün sen de anne olduğunda anlayacaksın.”


Bu söz artık kulağıyla duyduğu bir cümle değildir. Kalbiyle yaşadığı bir hakikattir.

Anlar ki anneler öğüt vermez aslında, geleceğin hatıralarını emanet ederler çocuklarına.


İnsan, bazı cümleleri duyduğu yaşta değil, olgunlaştığı yaşta anlar.


Çocuk…

İnsanın, kendine tutulmuş en saf aynasıdır.


Bir çocuk dünyaya geldiğinde yalnızca yeni bir hayat başlamaz. 

Aynı anda yeni bir anne doğar, yeni bir baba doğar, yeni bir sevgi doğar. 

İnsan, kendi sınırlarını ilk kez bir başkası için aşabileceğini öğrenir.


Çocuk sevgidir.

Çünkü sevgi, hiçbir karşılık beklemeden geceler boyunca gözünü kıpmadan sabahlamaktır.


Çocuk umuttur.

Çünkü en karanlık günlerde bile geleceğe dair inancı, yeniden yeşerten küçücük bir gülüştür.


Çocuk güvendir.

Çünkü insan, dünyanın bütün kötülüklerine rağmen hâlâ iyiliğin mümkün olduğuna, dünyaya onun gözlerinden bakarak inanır.


Fakat "insanı insana, insanı bize anlatan" yalnız, çocuk değildir.

Bir o kadar da "anne"dir aslında.


Anne; fedakârlığın sözlükteki karşılığı değil, hayatın içindeki sessiz hâlidir.

Annelik, canından can vermektir.

Her gün biraz daha kendini eksilterek çocuğunu tamamlamaktır.

Kendi uykusunu onun huzuruna değişmektir.

Kendi korkularını içine gömüp onun cesaretini büyütmektir.

Kendi gözyaşını saklayıp onun gülüşünü çoğaltmaktır.


Annelik, kendini unutmak değil; kendini daha büyük bir sevginin içinde yeniden bulmaktır.

Çünkü anne, “ben” demeyi yavaş yavaş unutan insandır.

Önce “biz” olur.

Sonra “sen” olur.

Ve en sonunda çocuğunun mutluluğunda yaşayan sessiz bir dua olur.


Belki de annelik, varlığını başka bir varlığın potasında eritmek değildir sadece.

Kendi ömrünü, başka bir ömrün köklerine su yapabilmektir.


Çocuk büyür.

Anne olgunlaşır.

Yıllar geçer.

Çocuk bir gün kendi yoluna yürür.


Anne ise geride kalan oyuncaklara, küçülen kıyafetlere, eski fotoğraflara bakarken şunu fark eder:

Aslında büyüyen yalnızca çocuk olmamıştır.

Sevgisi büyümüştür.

Sabrı büyümüştür.

Merhameti büyümüştür.

Kalbi büyümüştür...


Ve belki de insan, en çok anne olduğunda değil; annesini anlamaya başladığında gerçekten büyümüştür.


Çünkü hayatın en büyük döngüsü şudur:

Bir çocuk büyür…

Bir anne olgunlaşır…

Bir evlat annesini anlar…

Ve sevgi, kuşaktan kuşağa sessizce insanlığı büyütmeye devam eder.